Atatürk » Atatürk ün hatıraları
Arkamda büyük bir kara tahta vardı. Atatürk “Kalk bakalım genç profesör tahtaya� dedi. Tahta başına vardığımda bana üç kelime yazdırdı. “Su, tuz, deniz�. Şimdi bu üç kelimeden Türkçe’de, Fransızca’da, Almanca’da kaç cümle yapılabiliyordu? Böyle bir soru ile hiç karşılaşmamıştım. Şaşkınlığım geçince aklıma gelen cümleleri sıralamaya başladım. Devamını oku »
En ağır kelimesi, "ebleh" yerine kullandığı, "hebenneka" idi... Çevresinde dolanan kendi tabiriyle "hebennekalara" hiç tahammül edemez, kendini methedenleri ve yağcıları sevmezdi. Lafı uzatanların sözünü "Yani?" diyerek keser, bu sözü defalarca kullanır, herkese "çocuk" demeyi pek severdi. Eli çok açıktı, herkese hediye vermeye bayılır, durup dururken, odasına çıkar ve o çok özel, seçkin, şık eşyalarını sofradaki dostlarına seve seve dağıtır, kimine kravat, kimine gömlek, hatta kimine kürk hediye ederdi. Sofradakiler bu özel hediyenin değerinden çok, Atatürk'ten hatıra aldıkları için sevinç duyardı. Bir keresinde doktoru Neşet Ömer Bey'e kürkünü hediye etmiş, kürk büyük gelip yerlerde süründüğü halde, doktorun nezaketen; "Aman Paşam, tam bana göre, üzerime biçilmiş gibi efendim. Çok teşekkür ederim!" deyişi, pek hoşuna gitmiş, kahkahalarla gülmüştü. Fevkalade renkli bir kişiliği vardı... Bir yanda, erleriyle sigara içip sohbet eden, köylüyle ayran bölüşen, şekerli kahve içen, kurufasulye seven, fal baktıran, gecelik entarisi giyen, bağdaş kuran, rugan terlikli sade bir vatandaş... Öte yanda, arkadaşlarıyla sokaklarda korumasız yürüyen, Lebon’a pasta yemeye, Rejans’a Borç çorbası, Vefa’ya boza içmeye giden, aklına eseni yapmayı seven, özgür ruhlu bir entelektüel... Ya da, gramofonunu başucundan ayırmayan, vals ve tangoya bayılan, balolarda gençkızların en gözde kavalyesi olan, bir salon adamı... Devamını oku »
23
Åžub

Atatürk’ün Bir Anisi ”hadi Oradan Enayi”

   Yazan: editor   Kategori Anıları

Cumhuriyet'in 15.yılı tüm yurtta olduğu gibi İstanbul'da da coşkuyla kutlanırken,Atatürk Dolmabahçe Sarayında hasta yatağındaydı. Dışarda atılan maytaplar ve patlayıcıların gürültüsü bir ara O'nu rahatsız etti,zile bastı.İçeriye giren sofracısı Kamil'e: -Bu patırtılar nedir?Diye sordu. saf ve temiz bir Anadolu insanı olan Kamil,aklınca Atatürk'ün üzülmemesi için olacak,şu cevabı verdi: -Gök gürlüyor Paşam. Bu cevap üzerine Atatürk güçlükle gülümsedi,yeniden yatağına uzanırken: -Hadi ordan enayi!dedi.. SABAH 29.Ekim.1998
Atatürk Trakya gezisi sırasında Kırklareli'ndeki bir ilkokula da uğramış,sınıfları geziyordu.Öğrencilerin birinin Önündeki kitapta şaha kalkmış at resmi vardı.Atatürk çocuğun önünde durup sordu: -Bunlar nedir? -Şaha kalkmış atlar.. -Atlar şaha kalkar;peki güzel.İnsanlar da kalkarmı? Çocuk Atatürk'ü süzdğkten sonra hiç ürkmeden şu cevabı verdi: -İnsanlar zaten şahtadır,kalkmaz. Çocuğun bu zekice cevabı Atatürk'ün çok hoşuna gitmişti.Gülümseyerek,Aferin..dedikten sonra kimin çocuğu olduğunu sordu.Çocuk: -Meyhanecinin...deyince Atatürk daha çok keyiflendi: -Tevekkeli :meyhaneci çocuğu böyle zeki olur... SABAH 29.Ekim.1998
23
Åžub

Atatürk Sünnet Düğününde

   Yazan: editor   Kategori Anıları

Atatürk bir yaz gecesi Acar motoru ile Boğaz'da gezintiye çıkmıştı. Kalınca önlerine geldiler. Yalılardan birinin bahçesi renkli elektik, krepon kağıtları ve çiçeklerle donatılmıştı. Anlaşıldığına göre orada büyük bir topluluk eğleniyordu. Acar motorunun gürültüsünü duydular. Kadın erkek, çoluk çocuk alkışla sevgi gösterisinde bulundular. Atatürk çok duygulandı, yalıya yanaşılmasını emretti. Bir sünnet düğünü vardı. Bir vatandaşın mutlu bir gününe katılmaktan doğan sevinç, Atatürk'ün yüzünden açıkça okunuyordu. Sünnet olan çocukların ve anne ile babanın göğüsleri sevinç ve övünçle doldu. Herkesin yüreğini bir neşe kapladı. Ortalığı bir bayram havası sardı. Atatürk ayrılacağı sırada çocukların babasını çağırdı. Bir çek uzattı: -Burada uğrayacağımızı bilmediğimiz için hazırlıksız geldik, dedi, yarın bankaya uğrar, sonra benim adıma çocuklara birer armağan alırsınız. Baba çeki saygıyla aldı : -Atam, dedi, alınacak hiçbir armağan sizin imzanızı taşıyan bu çek değerinde olamaz. İzin verin, biz bunu çocuklarımızın sonsuz bir övüncü olarak saklayalım. Bu ince düşünüş ve tek gözlülükten son derece duygulanan Atatürk: -Peki! Siz bu çeki saklayın; ama yarın bankaya uğrayın ve çocukları benim adıma sevindirin! diyerek ikinci bir çek verdi.
23
Åžub

4 bin askerle Roma’ya girerim!!!

   Yazan: editor   Kategori Anıları

Hala hayatta olan ATATÜRK'ün şoförünün sözlerinden: Seyfettin bey İtalyan sefiri ile Atatürk arasında İtalyanca tercümanlık da yapmış. Konuşmaların bir kısmını mükemmel bir İtalyanca ile anlattı. "Mussoloni bütün dünyaya meydan okuyordu. Rodos adasına 40 bin asker yığmış. İzmir'i istiyor bizden. İtalyan sefiri Povli Atatürk'ün yanına geldi. Atatürk gece adamıydı. Bana 'Sor bakalım niye geldi?' dedi. O da 'Eğer 4 ay içinde İzmir'i bize vermezsen, zorla alacağız' diye cevap verdi. Atatürk, 'Ben yarın cevap vereceğim' dedi. Ben İtalyan sefirine, 'Yarın sabah 9'da gel. Atatürk cevabını o zaman verecek' dedim. İtalyan sefiri ertesi gün sabah 9'u çeyrek geçe geldi. Atatürk işaret parmağını kaldırarak İtalyan sefirine 'söyle o koca herife, o 40 bin askerle İzmir'i alamaz ama ben 4 bin mehmetcikle Roma'ya girerim.' dedi..
Sarı saçlı, gök gözlü, kurt bakışlı bir deha. Devlet adamı, büyük komutan, Türk soy şuurunu, Türk milliyetçiliği ülküsünü yüreğine işlemiş yiğit öncü. Yüce Tanrı'nın yirminci asrın başlarında Türk milletine önder olsun diye gönderdiği bir yolbaşçı. Devamını oku »
23
Åžub

Büyük Åžef’e…

   Yazan: editor   Kategori Anıları

Büyük Şef'im; Samsunda yaktığın ve tüm dünyayı saran, Türk'ün, Türkiye'nin egemenliğine düşman olanı cayır cayır yakan kutsal ateşin, bugün yine tüm hararetiyle yanmaktadır. Bu büyük kurtuluş, ilerleme, aydınlanma, bağımsızlık ve egemenlik ateşi sonsuza kadar yanacak ve ellerimizde yükselecektir. Onu söndürmeye çalışanların karanlık dünyası, bir kez daha ve sonsuza kadar kararacaktır. Biz bu ülkeyi kanla kurduk; dolayısıyla "kan" bizi korkutacak en son şeydir! Ölümsüz Türkiye Cumhuriyeti'nin garantisi; kanını, canını düşünmeden feda etmeye hazır milyonlardır. Hiçbir şey değişmedi; düşmanlarımız yine aynı, engeller yine aynı... Ama gücümüz, inancımız, ışığımız ve heyecanımız da aynı... Ne demiştin sen? "Geldikleri gibi giderler!" Evet, sonuç da aynı olacak... Biz "geçen zamana nispetle daha çok" çalışmadık yıllardır ama şimdi tekrar durmadan çalışmak üzere and içmiş yeni bir güruh yarattık. Bizi çeşitli isimlerle anıyorlar; ulusalcı, dip dalga, Kuva-i Milliye... İsim ne olursa olsun, biz; senin yolundan asla döndürülemeyecek, zafere, yüksek hedefe kilitlenmiş, aydınlık vatansever Kemalistleriz! Ve her ne olursa, kim olursa olsun, bu yolda karşımıza çıkacak olanları yakıp geçecek ateşten alıyoruz gücümüzü! Sana bir kez daha teşekkürler paşam! Doğum günün kutlu olsun... Kurtuluşumuzun doğum günü kutlu olsun... Yeni kurtuluşumuz kutlu olsun!.. "Felek her türlü esbab-ı cefasın toplasın gelsin, Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azimetten!"
23
Åžub

Hala Uyanamadık..

   Yazan: editor   Kategori Anıları

Izmir kurtulmuştur, cok tatli bir yorgunluk,Ankara'ya hareket edecekler.Trene binerler kompartimana cekilirler.Ertesi gun yaveri kompartimanin kapisini calar atatürk'ün, yorgun, bitkin bir halde kapıyı açar.Yaveri "ya pasam bu ne hal hic uyumadiniz herhalde niye boylesiniz"der. "Ya çocuk kompartimanima yastikla battaniye koymayi unutmussunuz.Kolumu yastik yaptim agridi setremi yastik yaptim usudum bende uyumadim kalktim"der. Yaveri;"aman pasam! Birimize haber vereydiniz hemen size bir yastikla battaniye getirirdik"der. Ve bir ulke kurtarmaktan donen komutan tarihi bir CEVAP VERİR YİNE; "Gec farkettim hepiniz en az benim kadar yorgundunuz. Hicbirinize kiyamadim.Onemli olan benim uyumam degil milletimin rahat uyumasi". ATAMIZ SAYESİNDE NE KADAR RAHAT UYUYORUZ Kİ HALA UYANAMADIK !!!
23
Åžub

Halil Ağa Gerçeği

   Yazan: editor   Kategori Anıları

“Gel yardım et bana Nuri...Kaçalım köşkten...� Onun bu içtenlikli isteğine karşı çıkmak, büyük haksızlık olacaktı. “Tamam, sen planı hazırla , ben uygulamasını yaparım...� Atatürk ve Nuri Conker, birinin hazırladığı, ötekinin uyguladığı plan sonunda Florya Köşkü'nün tüm nöbetçilerini atlattılar ve köşkten kaçtılar.Altlarında, Nuri Conker'in bir arkadaşının arabası vardı.Eylül sonu akşamı sonbaharın tadını çıkararak, Çekmece'ye doğru gidiyorlardı.Birden Atatürk'ün gözleri akşam güneşi altında çift süren bir köylüye takıldı.Yaşlı bir adamdı bu.Sabanının sapına iyice yapışmış, toprakları yavaş yavaş deviriyordu.Fakat çiftinin bir yanında öküz, bir yanında merkep vardı. Eşit güçlerle çekilmediği için saban yalpa yapıyordu.Atatürk şoföre durmasını söyledi.İndiler.Köylüye seslendi: “Kolay gelsin Ağa!..� Köylü bu sese başını çevirmeden karşılık verdi: “Kolaysa başına gelsin� “İşler nasıl Ağa?Bu yıl mahsülden yüzünüz güldü mü?� Köylü isteksiz konuştu: “Tanrı'nın gücüne gitmesin bey, bu yıl yufkaydı mahsül.Kabahatin acığı bizde, acığı yukarıda! Biz geç davrandık, yukarısı da rahmeti esirgedi.� Devamını oku »