Atatürk » M.Kemal Atatürk

Bu konuyu birkaç anekdot ile açıklayalım.

Harcırah Almazdı

Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak anlatıyor:

‘Gezilerinde, devletçe kendisine yalnız tren veya vapur gibi araçlar saÄŸlanıyordu.
DiÄŸer masraflar tamamen Atatürk’ün kesesinden çıkıyordu. Yalnız kendisi için deÄŸil, maiyeti için dahi, harcırah diye bir ÅŸey söz konusu deÄŸildi. Oysa misafiri olarak onunla beraber seyahat eden BaÅŸbakan ve bakanlarla maiyetleri bütçeden yol masrafı ve yevmiye almakta idiler.’

Ölüm Döşeğinde Bile Rahatı İçin Devleti Masrafa Sokmuyor

Atatürk’ün 1938 yazını çok sıkıntılı geçirir. Hastalığı O’nu yataÄŸa düşürür, ıstırabı çoktur, aynı zamanda havalarda çok sıcak gitmektedir. Savarona yatında dahi sıcaklara dayanamaz, Dolmabahçe’ye nakledilir. Sonrasını H.R. Soyak şöyle anlatıyor:

‘Daha geniÅŸ ve havadar olması nedeniyle saraydaki odasına kavuÅŸmak, Atatürk’ü ilk anda pek memnun etmiÅŸti. Fakat ne yazık ki, bu memnunluÄŸu çok sürmedi. Sıcak, hemde gittikçe ÅŸiddetini artırarak devam ediyordu ve doÄŸal olarak bundan duyduÄŸu rahatsızlık da o derecede ağırlaşıyordu. Devamını oku »

21
May

Din ve Laiklik

   Yazan: editor   Kategori M.Kemal Atatürk

din ve laiklik üzerine yaptıkları

Atatürk’ün düşünceleriyle, Türk ulusuna duyurularını öğrenmek için, baÅŸta büyük Nutuk olmak üzere, belgelenmiÅŸ olan söylev ve demeçler, orjinal kaynak olarak elimizde bulunmaktadır. Bu kaynaklar incelendiÄŸinde, onun tarih, hukuk, ekonomi, siyaset, askerlik, sanat, dil ve din gibi pekçok konu üzerinde konuÅŸtuÄŸu, yurdun çeÅŸitli sorunlarına ışık tutan açıklamalarda bulunduÄŸu görülür. Tüm bu belgeler içerisinde, Atatürk’ün laik anlayış, din ve vicdan özgürlüğü üzerindeki aydınlatıcı sözleri yanında onun, inanç sömürücülüğüne (dinin istismarına) ya da gerici (irticaî) eylem giriÅŸimlerine karşı büyük bir hassasiyetle ulusunu uyanık tutmak istediÄŸi açık ve seçik olarak anlaşılır.

Atatürk’ün dikkatlerimizi çektiÄŸi ölçüde konuyu deÄŸerlendirebilmek ve bir zemin hazırlayabilmek için, İslâmiyetin yüzyıllar boyu oluÅŸan yöresel ve kiÅŸisel yorum ve ayrıntılarına ya da uygulanış biçimlerine deÄŸil de bu dinin baÅŸlangıcındaki durumuna ve temel ilkelerine ve kısaca din kavramına deÄŸinmeliyiz.

Din sözcüğü, çeÅŸitli dillerde oldukça deÄŸiÅŸik anlamlara gelir. Genel olarak, dinin insanları Allah’a ve biribirilerine baÄŸlamak anlamına geldiÄŸi söylenebilir.
Devamını oku »

Atatürk’ün Ermeni iddialarının gündeme getirildiÄŸi dönem için yaptığı tespitler ve analizler bütünüyle gerçeklik taşır. Tehcirin doÄŸruluÄŸunu, iÅŸledikleri katliamlar nedeniyle Ermenilere yönelen kinin etkisizleÅŸtirildiÄŸini anlatır.

Atatürk’ün yazışma ve konuÅŸmalarından Ermeni konusu üzerine neler dediÄŸini tarayıp, bir kitapta topladım. Karşımıza önemli bir bilgi ve deÄŸerlendirme zenginliÄŸi çıktı. Bunlar konu baÅŸlıkları halinde şöyle sıralanabilir:

* Tehcir bir zorunluluktu.

* Tehcir’de Ermenilere katliam yapılmamıştır.

* Tehcir edilenler hayattadır.

* Tehcir, Ermeni çetelerinin Türklere yaptığı katliamlardan doğan kin ve düşmanlıktan dolayı, bir yönüyle Ermenilerin hayatını kurtarmıştır. Devamını oku »

atatürkün kültürle ilgili sözleri

Kültürün anlam ve alanının araştırıldığı, uygarlıkla arasındaki ilişkilerin ve sınırların belirlenmeye çalışıldığı ve henüz bir kavram olarak belirsizliğini koruduğu tarihlerde, Atatürk, kültürü bugün de kabul edilen en geniş anlamıyla benimsemiş ve kültürle ilgili değerlendirmelerini bu anlayışa göre yapmıştır.
“Kültürü uygarlıktan ayırmak güçtür ve gereksizdir� diyen Atatürk, kültürü “a. devlet hayatında, b. fikir hayatında, c. ekonomik hayatta yapılabilen şeylerin toplamı� olarak görür.
Günümüzde üzerinde büyük ölçüde birleşilen anlayışa göre kültür, biyolojik faaliyetlerimizin ve içgüdülerimizin dışında bulunup kuşaktan kuşağa intikal eden gelişme ve birikimlerin tümü olarak değerlendirilmektedir. Şüphesiz biyolojik faaliyetlerimizin ve içgüdülerimizin hayata yansıması ve uygulama şekilleri de farklı kültürlerde değişik şekillerde görülür. Kültürle ilgili bu değerlendirmede söz konusu olan biyolojik faaliyetin ve içgüdünün kendisidir.
Bugün kültüre verilen anlamla, Atatürk’ün verdiği anlam arasında sadece açıklama tarzı farkı vardır. Gerçekte Atatürk’ün açıklaması daha net ve unsurlara dayanmaktadır.
Not: 1. “Millî Kültür Unsurları� isimli yayından alınmıştır. Devamını oku »

6
May

Sivas Kongresinin Önemi

   Yazan: editor   Kategori M.Kemal Atatürk

Eylül 1919 günü Mustafa Kemal Paşa, tarihi nutkunu okuyarak Sivas Kongresi’ni açmıştır:
“Muhterem Efendiler: Yurdun ve Ulusun kurtuluÅŸunu amaçlayan zorunlu nedenler, sizleri bunca sıkıntılar ve engeller karşısında Sivas’ta topladı. YiÄŸitçe davranışlarınızı kutlar, hoÅŸ geldiniz demekle, mutluluÄŸumu açıklarım.
Efendiler; Bilinmektedir ki, ulusların insanca haklarına dayanan, söz vermeler üzerine 30 Ekim 1918′de İtilaf devletleri ile bir antlaÅŸma yapıldı, ulusumuz, hakça bir barışa kavuÅŸacağını umdu. Halbuki bu antlaÅŸma hükümleri, bütün yurdumuza ve ulusumuza karşı, kötüye kullanışlarla, baskılarla, zorlamalarla uygulanmaya baÅŸlandı. İtilaf devletlerinden yüz bulan ülkemiz Hıristiyanları ulusumuzun onuruna dokunan çılgınca davranışlara giriÅŸtiler. Batı Anadolu’da İslam’ın namusu uÄŸruna koruması gereken kutsal yerlerine kadar sokulan Yunan zalimleri İtilaf devletlerinin hoÅŸgörüleri üzerine canavarca kötülükler yaptılar.
DoÄŸuda Ermeniler Kızılırmak’a kadar geniÅŸleme hazırlıklarına giriÅŸtiler, ÅŸimdiden sınırlarımıza kadar dayanıp toptan yok edip öldürme politikasını gütmeye baÅŸladılar. Karadeniz kıyılarımız da Pontus Krallığı hayalinin gerçekleÅŸtirilmesine çalışıldı; Adana, Antep, MaraÅŸ ve Konya yakınlarına kadar gelen iÅŸgalciler Antalya’ya da girdiler. Trakya’da iÅŸgal bölgesi içine alındı. Saltanat tahtının yeri ve HalifeliÄŸin merkezi olan İstanbul ise, Hükümdar saraylarının içine kadar eline düştü. Bütün bu haksız saldırışlara karşı İstanbul’daki hükümet, belki tarihte bir benzeri daha görülmemiÅŸ bir katlanma ile sustu; her zaman için güçsüz, kararsız, dermansız kaldı. İşte bu haller ulusumuzu silkinip uyanmaya sürükledi. Artık ulusumuz pek güzel anladı ki, itilafçı devletler bu yurtta kutsal varlıklarına ve ulusal kaderine sahip çıkacak bir gücün, bir isteÄŸin olmadığına iyice hükmetmiÅŸler ve akıllarına geleni iÅŸlemiÅŸlerdi. Bu yersiz sanı yüzündendir ki cansız bir ülke, kansız bir ulus neleri hak etmiÅŸse hepsini hiç çekinmeden uygulamaya koyuldu. Buna karşı boyun eÄŸip teslim olmuÅŸ görünmek, tam çöküntüden baÅŸka bir sonuç vermeyecektir. Devamını oku »

6
May

Sivas Kongresi ve Önemi

   Yazan: editor   Kategori M.Kemal Atatürk

atatürk ve kongreler sivas kongresinin önemi

Erzurum’daki çalışmalarını tamamlayan Mustafa Kemal Paşa, 29 Ağustos’ta Erzurum’dan hareket ederek 2 Eylül 1919’da, halkın sevgi gösterileri arasında Sivas’a girdi.Bu durum Millî Mücadele’ye artık halkın da katıldığının ve bu mücadelenin önderi olarak Mustafa Kemal Paşa’yı gördüğünün bir ifadesiydi.
Sivas Kongresi, bütün Anadolu’yu ve Trakya’yı temsilen toplanacaktı.Bütün gözler Sivas’a çevrilmişti.Amasya Genelgesi’nde toplanacağı belirtilen Sivas Kongresi; geçen zaman ve olaylar nedeni ile belirtilen şartlar altında gerçekleşemedi.Çünkü, Sivas, her bakımdan güvenli bir yer olmaktan çıkmış; tehdit altına girmişti.Kongre’nin toplanması millî bir sır olarak tutulamadığı gibi, Mustafa Kemal Paşa da müfettişlik görevinden alınmış; ordudan istifa etmişti.Hakkında tutuklama emri bulunan sade bir vatandaştı.Ancak Erzurum Kongresi ile liderlik yolunun ilk engeli aşılmış; Temsil Heyeti Başkanı olmuştu.
Gerek İstanbul Hükümeti’nin engellemeleri, gerekse Millî Mücadele gerçeğini kavramayan bazı valilerin tutumu nedeni ile Sivas Kongresi, katılması gerekenin yarısı kadar delege ile toplanmıştı.Sivas Kongresi öncesi işgal kuvvetleri ve İstanbul Hükümeti, Kongre’nin toplanmasını engellemek için bazı girişimlerde bulundu.Tekrar Elazığ Valisi Ali Galip devreye sokuldu.Şehre gelen bazı Fransız subaylar aracılığıyla Mustafa Kemal’in tutuklanacağı, Kongre’nin basılacağı söylentileri yayıldı. Devamını oku »

5
May

Atatürk, Sanat, Sanatçı ve Resim

   Yazan: editor   Kategori M.Kemal Atatürk

atatürkün türkiye’ye ve osmanlıyaa yaptıkları

İnsan siyasal bir yaratık olduğu kadar, uygar bir yaratıktır aynı zamanda. İnsanın siyasal yaratık olarak düşüncelerinin eseri, Devlettir, uygar duygularının eseri ise sanattır. Devlet ve sanat kavramları birbirine kapalı da değildir. Çünkü ikisinin de ortak kaynağı, temeli ve ülküsü toplum ile ilgilidir. Sanat, gerçeklerini toplum vicdanından alır toplum ile bağlantısını yitirmeksizin, onu aynı ülkü istikametinde yüceltmek için çalışır.

Atatürk, yeni Türk devletine modern devlet örgütleri kazandırırken, yeni Türk sanatına, çağdaş anlamda gelişmesi ve ilerlemesi için, yeni bir espri getirmiş ve yeni bir yol açmıştır. Atatürk, sanatçı gibi ince ruhludur; yaratıcı bir muhayyelesi vardır ve kalbi insanlık duygularına açıktır. Bu özellikleri düşünce ve duygularına hâkimdir. O’nun Büyük Nutkunda ve öteki demeçlerinde başkalarına küfür, hakaret ve iftira yoktur. Yalandan nefret eder ve yalan söylememiş olmakla övünür.

Atatürk’ün, yeni Türkiye’yi geliştirmesinde hâkim olan ruh ve düşünce, sanat düşüncesi gibi, evrensel etkilidir. Devamını oku »

4
May

10 Kasım Yeni Harflerin Kabulu

   Yazan: editor   Kategori M.Kemal Atatürk

YENİ TÜRK HARFLERİN KABULÜ

Cumhuriyet Dönemi’nin en önemli inkılâplarından birisi de Harf İnkılâbı’dır.
Türkler, tarih boyunca deÄŸiÅŸik alfabeler kullanmışlardır. Türklerin kullandığı ilk alfabe, Göktürk Alfabesi’dir. Bu alfabe aynı zamanda ilk millî alfabemizdir. Bundan sonra Uygur Türkleri kendilerine mahsus bir alfabe kullandılar. İslâmiyet’in kabulünden sonra Arap Alfabesi kullanılmaya baÅŸlandı. Arap harfleri, Türk Dili için uygun deÄŸildi.

İlerlemenin önündeki en büyük engel cehaletti. Milleti bu durumdan kurtarmaya kararlı olan Mustafa Kemal, kurtuluÅŸun yolunu da ÅŸu sözü ile gösterdi: “Büyük Türk milleti, cehaletten az emekle kısa yoldan ancak; kendi güzel ve asil diline kolay uyan böyle bir vasıta ile sıyrılabilir. Bu okuma yazma anahtarı ancak Lâtin esasından alınan Türk alfabesidir.”

Okur-yazarlığı yaymak ve cehaleti kısa zamanda gidermek için, Atatürk’ün emriyle bir komisyon kurulup yeni Türk alfabesi hazırlandı. Harf İnkılâbı’nın ilk müjdesini Mustafa Kemal 8 AÄŸustos 1928′de, Devamını oku »

Türkiye’yi yönetirken ve çağdaş medeniyet seviyesine ulaştırmak istediği Türk milletine önderlik ederken eğitim, öğretim ve öğretmenlere çok önem veren ve özel bir ilgi gösteren Atatürk’ün yetişmesinde, görmüş olduğu eğitim ve öğretim yanında ders aldığı öğretmenlerinin de yeri ve rolü büyüktür. Onun ilk ve orta öğrenimindeki öğretmenleri arasında ilkokul öğretmeni Şemsi Efendi, askerî rüşdiyedeki Fransızca öğretmeni Yüzbaşı Nakiyüddin Bey, askerî idadideki kitabet öğretmeni Mehmet Asım Efendi, tarih öğretmeni Topçu Kolağası Mehmet Tevfık Bey1 ile askerî rüşdiyedeki öğretmeni Osman Tevfık Bey2 hatıra başta gelen isimlerdir.

Her insan gibi Atatürk’ün de fikir yapısının oluşmasında ilk etkide bulunanlar, ailesi ve öğretmenleri olmuştur3. İşte bu öğretmenlerin birincisi olan Şemsi Efendi, Türk eğitiminde başardığı işler yanında, çocukluğundan itibaren onun hayatına yön vermesi bakımından da büyük bir öneme sahiptir. Devamını oku »

atatürkün kadınlar ile ilgili sözler sağladığı haklar

Atatürk kurduÄŸu Türkiye Cumhuriyeti’nin her alanda çaÄŸdaÅŸ ve dünya
ülkelerine örnek bir devlet olmasını istiyordu. Devleti idare
şeklinde, kılık kıyafette eğitimde ve hukukta
yapılan köklü değişiklikler bu yolda önemli adımlar oldu. Bu
zincirin bir halkası da “Kadın Hakları”ydı. O’na göre
kadınların erkeklerle eÅŸit olmadığı bir toplum “Ben
medeniyim.” diyemezdi. 30 AÄŸustos 1925′te Kastamonu’da yaptığı
konuÅŸmada;
“Bir sosyal topluluk, bir millet, erkek ve kadın denilen iki tür insandan
oluşur. Kabil midir ki, bir kitlenin bir parçasını geliştirelim,
diğerine müsamaha edelim de kitlenin bütününü ilerletebilmiş olsun. Mümkün
müdür ki, bir insan topluluğunun yarısı toprağa zincirlerle
bağlı kaldıkça, diğer bölümü gökyüzüne yükselebilsin. Şüphe
yok, gelişmenin adımları dediğim gibi, iki cins tarafından
beraber arkadaşça atılmalı ve gelişme ve yenilik alanında
birlikte, kesin bir tavır alınmalıdır. Ancak böyle olursa
inkılâp baÅŸarılı olacaktır.” diyerek inkılâpların
ana felsefesini ve kadın hakları ve eğitimi konusunun önceliğini
belirtmişti. Devamını oku »