Emir Kıvırcık, Behiç Erkin’in günlüklerinden yola çıkarak yazdığı yeni kitabı ”Cepheye Giden Yol”u, CNN Türk’e anlattı.
- İlk kitabınız Büyükelçi dedeniz Behiç Erkin’in 2. Dünya Savaşı sırasındaki anılarından, Paristeki büyükelçilik yıllarından kesitler sunuyordu.
Cepheye Giden Yol’da ise Kurtuluş Savaşı anıları var. Bunları Behiç Bey’in günlüklerinden yola çıkarak yazdınız. Dedenizin anılarından yola çıkarak kitap yazma fikri nasıl oluştu, bu kitapları neden siz yazmayı tercih ettiniz? Günlükleri bir tarihçinin dikkatine de sunabilirdiniz.
Toplumumuzun yapısının son 20 senede çok bozulması, magazin ağırlıklı boş bir gençliğin yetişiyor olması, Milli Mücadele ruhunun günden güne yok olması Cepheye Giden Yol kitabını, yani Dedem Behiç Bey’in hayatını yazmaya yöneltti beni.
Devamını oku »
Fidel Castro, dünya kamuoyunun yakından tanıdığı en eski ve uzun yıllardır yönetimde olan Küba devlet başkanıdır.
Türkiye sol hareketi Castro ve Guevera’yı 68’li yıllarda tanıdı. Castro
ülkesinin ABD’ye karşı verdiği bağımsızlık mücadelesinin önderidir.
Castro, ABD’ye ve yerli işbirlikçilerine karşı verdiği mücadeleyi bir genç
Küba’lı avukat olarak; “Tarih Beni Berat Ettirecektir� adlı kitabında
detaylı olarak anlatıyor.
Yine, “Havana Duruşması� adlı tiyatro oyunu, Castro ve Che Guavera’nın ABD Emperyalizmi ve yerli işbirlikçilerine karşı ABD’nin “Domuzlar Çıkarması� ve sonuçlarını izleyicilerine lirik bir dille anlatan bir oyundur.
Fidel Casto, doğrusu ile yanlışı ile 40 yılı aşkın bir zamandır Küba devlet
başkanıdır.
Devamını oku »
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ İnsanın yaşamdaki ilk yardımcıları anne, abla,ağabey,nine ve dedesidir. Büyüyüp gelişen çocuk bilgilenme sürecine girer. Bu nedenle aile içi eğitim ve öğretim yetersiz kalır. Çocuğun bu döneminde ihtiyaç duyduğu bilgileri, ancak okulda öğretmen klavuzluğuda sistemli bir eğitimle olacağı ve yönlendirileceği somut olarak ortaya çıkmıştır.Okulun ve öğretmenin devreye girmesiyle ailenin de bu konuda sorunu çözülür. Bir ulusun çağdaş ülkeler düzeyine erişebilmesi; eğitim ve öğretimin kaliteli ve bilimsel yöntemlerle yürütülmesi ile ancak mümkün olabilir. Eğitim sorunlarını çözen uluslar; kültür, sanat, bilim, teknoloji, sosyo-ekonomik alanında da kalkınmış ve ilerlemiştir. Eğitime gereken önem ve ilgiyi göstermeyen uluslar, başka ulusların kölesi olmaya mahkumdurlar. Kalkınmanın temel şartı eğitim ve öğretimdir. Öğretmen; insanları eğitmeyi ve öğretmeyi meslek edinen, eğitim kurumlarında çocuk ve gençlerin eğitim öğretimlerine rehberlik eden, yön veren ve yaşam hazırlayan kimsedir. Öğretmenler gününün amacı öğretmenin toplumdaki yeri ve rolü önemi ve değeri nedir, sorunlarını belirlemek ve öğretmeni olması gerekli yüce oruna oturtmaktır. Öğretmenlerin kendi aralarında bağı kuvvetlendirmek, öğrencileri ile aralarındaki sevgi, saygı ve dayanışmayı güçlendirmektir. Emekli olan öğretmenleri saygıyla anmak ve yeni atanmış öğretmenlere mesleklerinin kutsal bilincine varmalarını sağlamaktır. İşte, Öğretmenler Günü, bu fedakar öğretmenlerimizin kıymetini bir kez daha düşünüp anlamamızı sağlayan önemli bir gündür. Öğretmenlerimize duyduğumuz saygı, sevgi ve şükranlarımızı dile getirmek için bu günü fırsat bilmeli ve bu duygularla, onların ellerini öpmeliyiz. Devamını oku »
CUMHURİYET BAYRAMI ( 28 - 29 Ekim ) 29 Ekim 1923 ülkemizde cumhuriyet yönetiminin ilan edildiÄŸi gündür. Bugün ulusal bayram günüdür. Her yıl cumhuriyet yönetiminin ilanını 28 - 29 Ekim günleri Cumhuriyet Bayramı olarak coÅŸkun törenlerle kutlarız. Cumhuriyet Yönetiminden önce devletimizin adı Osmanlı İmparatorluÄŸu idi. Osmanlı Devleti, Osman Bey tarafından 1299′da Söğüt ‘de kuruldu. Osmanlı devlet yöneticisine padiÅŸah denirdi. Osmanlı Devletini altı yüz yirmi dört yılda, otuz altı padiÅŸah yönetti. Son padiÅŸah Sultan Vahdettin’dir. Eskiden ülkelerde tek kiÅŸi egemendi. Ülkelerini diledikleri gibi yöneten bu kiÅŸilere padiÅŸah, ÅŸah, kral, hakan, sultan denirdi. Yönetim çoÄŸu zaman babadan oÄŸula geçerdi. OÄŸulun küçük olması, deli olması yönetici olmaya engel sayılmazdı. Böyle tek kiÅŸinin kendi başına buyruk, sorumsuz, denetimsiz yönetimine mutlakiyet denir. Mutlakiyet yönetiminde egemenlik kayıtsız ÅŸartsız tek bir kiÅŸidedir. Mutlakiyetle yönetilen ülkelerde zamanla hakana, padiÅŸaha, ÅŸaha, krala yardımcı olsun diye meclis kuruldu. Meclis üyeleri halkın dileklerini yöneticiye duyurur, yasa tasarısını hazırlardı. Bu yasa taslakları hakan, padiÅŸah, ÅŸah, kral tarafından benimsendiÄŸinde yasalaşırdı. Bu yönetim biçimine MeÅŸrutiyet denir. Ancak meclisin yetkileri genel olarak çok sınırlıdır. Osmanlı Devletinde 1876 ve 1908 yıllarında iki kez meÅŸrutiyet ilan edildi. ÜLKEMİZDE CUMHURİYETİN KURULUÅžU Osmanlı İmparatorluÄŸu’nda, ikinci MeÅŸrutiyetin ilanından altı yıl sonra Birinci Dünya Savaşı baÅŸladı. Devamını oku »
0 Ocak 1921′de, TBMM tarafından kabul edilen ilk Anayasa (TeÅŸkilatı Esasiye Kanunu), TBMM’nin dokuz aylık çalışmasından ve uzun görüşmelerden sonra kabul edilmiÅŸtir. Bu Anayasa, dağılan ve yok olan Osmanlı İmparatorluÄŸu yerine yeni bir devletin kuruluÅŸunu hukuki yönden belirten ve varlığını saÄŸlayan bir eserdir. Yeni Anayasa aynı zamanda milli egemenliÄŸi hakim kılan ve vatanın kaderine milli egemenliÄŸin temsilcisi Büyük Millet Meclisi’nin el koymasını mümkün kılan ve onun meÅŸruluÄŸunu da tanıtan, hukuki ve siyasi deÄŸeri olan bir belgedir.
20 Ocak 1921′de kabul edilen Anayasa, 23 asıl, bir de ayrı madde halinde iki kısım olarak düzenlenmiÅŸtir. Genel esasları kapsamaktadır. Anayasanın kısa oluÅŸu, o devrin özelliÄŸinden ileri gelmekteydi. Sadece olaÄŸanüstü ÅŸartları ve acil ihtiyaçları karşılamak için, kısa ve özel bir anayasa hazırlanmıştı. 20 Ocak 1921 Anayasası bir geçiÅŸ dönemi anayasası olarak, Milli Mücadelenin çok dinamik olaÄŸanüstü ÅŸartlarına uymakta ve demokratik niteliÄŸinin yanı sıra ihtilalci karakterini de korumaktaydı. Anayasanın ruhunda ve mantığında kuvvetler birliÄŸi sistemi hakimdi. Milli iradeyi millet namına temsil eden tek yetkili organın, Türkiye Büyük Millet Meclisi olduÄŸunu belirtmektedir. BaÅŸkansız bir Cumhuriyet kuran bu Anayasa ile milli irade Meclis tarafından tescil edilmekte ve yürütülmekte, böylece kuvvetler birliÄŸi esası, kuvvetlerin ÅŸuurlu bir merkezde toplanmasını ve tek bir iradeye baÄŸlanmasını da ÅŸart kılınmaktadır.
Cumhuriyet Halk Fırkası’nın (CHP)’nın 10-18-Mayıs-1931 tarihleri arasında toplanan 3. Kurultayında, Türk Ocakları’nın iÅŸlevini tamamladığı için kapatılarak yerine, Halkevlerinin açılması kararlaÅŸtırıldı. Halkevlerinin baÅŸlıca amaçları; Türk milletini yeni ülküler etrafında toplamak, halk arasında kültür ve düşünce birliÄŸini saÄŸlamak, Atatürk devrimlerinin benimsenmesini gerçekleÅŸtirmek, Cumhuriyetin kültür atılımını yapmak, kır-kent ve köylü-aydın ikiliÄŸini ortadan kaldırmak olarak özetlenebilir. 19 Åžubat 1932′de ilk Halkevi Ankara’da açıldı. 1931-1952 yılları arasında 478 Halkevi (biri Londra’da) 4322 Halkodası açıldı. CHP’nin desteÄŸinde örgütlenen Halkevlerinin çalışmaları, dokuz ÅŸube halinde düzenlendi: Dil-Edebiyat, güzel sanatlar, temsil, spor, sosyal yardım, halk dershaneleri ve kursları, kütüphane ve yayın, köycülük, tarih ve müze. Halkevleri 1952′de kapatılıp, 1960′ta tekrar açıldı.
Atatürk’ün büyük önem verdiÄŸi İzmir İktisat Kongresi, 1135 delege ile 17 Åžubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında toplandı. İzmir İktisat Kongresi’nde Yeni Türkiye’nin ekonomik sorunları tartışıldı ve çözüm önerileri gözden geçirildi. Ayrıca, Lozan’da devam edilmesi istenen kapitülasyonların ve diÄŸer ayrıcalıkların kabul edilemeyeceÄŸi dile getirildi. Bu kritik devrede, ekonomik sorunları düzenlemek için kararlar alan İzmir İktisat Kongresi’nin baÅŸlıca amacı, savaÅŸlardan yorgun çıkan halka ve ekonomiye yön verilmesi ve yurdun kalkınması için yapılması gerekenlerin belirlenmesiydi. Bu kongrenin sonunda, oybirliÄŸi ile Misak-ı İktisadi kabul edildi; Atatürk’ün gösterdiÄŸi hedefler doÄŸrultusunda modern ve kalkınmış bir Türkiye için canla baÅŸla çalışmaya baÅŸlandı. Kongrede ;
• Hammaddesi yurt içinde olan endüstri kollarının kurulmasına,
• Özel girişimcilerin desteklenmesine,
• Yatırımcılara kredi sağlayacak bankaların kurulmasına,
• Günlük tüketim mallarına öncelik verilmesine, Devamını oku »
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce alınan bir kararla 1 Kasım 1922′de saltanat ile hilafet birbirinden ayrıldı ve saltanat kaldırıldı. Bundan böyle, Atatürk’ün ifadesiyle, “Milletin saltanat ve hakimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi olacaktı.” Bu önemli geliÅŸmenin ardından 20 Kasım 1922′de Lozan Konferansı toplandı. Lozan’da yapılan sadece bir barış antlaÅŸması deÄŸildi; burada Türk Milleti ile dönemin büyük devletleri arasında geçmiÅŸten gelen anlaÅŸmazlıklar da bir karara baÄŸlanacaktı. Birkaç ay sürecek olan görüşmelere TBMM’yi temsilen İsmet PaÅŸa katılıyordu. En sonunda 24 Temmuz 1923′te imzalanan, bir önsöz, beÅŸ bölüm ve 143 maddeden oluÅŸan antlaÅŸma ile bağımsız Türk Devleti’nin varlığı bütün dünyaca onaylanmış oldu.
Bu antlaÅŸmada yeni sınırlarımız şöyle belirlenmiÅŸtir: Güneyde Ankara AntlaÅŸması’nda belirlenen sınırlar kabul edilmiÅŸ; fakat Irak sınırı sorunu çözülemeyip, 9 ay sonraya bırakılmıştır. Batı sınırı olarak Meriç Nehri kabul edilmiÅŸ; KaraaÄŸaç ve çevresi, Ege Denizi’nde Bozcaada ve İmroz Türkiye’ye bırakılmıştır. Yunanlıların elinde kalan Anadolu kıyısına yakın adalar ise, askersiz hale getirilmiÅŸtir. Devamını oku »
atatürkün yaptıkları yaptığı yenilikler
Osmanlı Devleti’nde kullanılan saat, takvim ve ölçüler, Avrupa devletlerinde kullanılanlardan farklıydı. Bu durum, sosyal, ticarî ve resmî iliÅŸkileri zorlaÅŸtırıyor, bazı karışıklıklara sebep oluyordu. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde bu farklılığı gidermek için bazı çalışmalar yapıldı. Fakat yeterli deÄŸildi.
Cumhuriyetin ilânından sonra bu zorluklan ortadan kaldırmak için çalışmalara baÅŸlandı. Önce 26 Aralık 1925′te çıkarılan bir kanunla, o zamana kadar kullanılmakta olan, Hicrî ve Rumî takvimlerin yerine Milâdî takvim kabul edildi, l Ocak 1926′dan itibaren de kullanılmaya baÅŸlandı. Böylece devlet iÅŸlerinde karışıklık önlendi. Takvimdeki bu deÄŸiÅŸikliÄŸin yanında, alaturka denilen, güneÅŸin batışına göre ayarlanan saat yerine, çaÄŸdaÅŸ dünyanın kullandığı saat sistemi kabul edildi. Batıdan alınan zaman ölçüsü ile bir gün 24 saate bölünüp, günlük hayat düzene sokuldu.
1928 yılında yapılan bir deÄŸiÅŸiklikle milletlerarası rakamlar kabul edildi. 1931′de kabul edilen bir kanunla eski ağırlık ve uzunluk ölçüleri deÄŸiÅŸtirildi. Eskiden kullanılan arşın, endaze, okka gibi ölçü birimleri kaldırıldı. Bunların yerine uzunluk ölçüsü olarak metre, ağırlık ölçüsü olarak kilo kabul edildi. Uzunluk ve ağırlık ölçülerinde yapılan bu deÄŸiÅŸikliklerle ülkede ölçü birliÄŸi saÄŸlandı. Devamını oku »
Atatürkün müzikle ilgili sözleri
ATATÜRK VE MÜZİK
Atatürk insan hayatında müziÄŸin çok önemli bir yeri olduÄŸuna ina¬nıyordu. 14 Ekim 1925′te İzmir Kız Öğretmen Okulu’nu ziyaretlerinde öğrencilerin “Hayatta musiki lazım mıdır?” sorusuna ÅŸu cevabı vermiÅŸti :
-”Hayatta musiki lazım deÄŸildir. Çünkü hayat musikidir. Musiki ile alakası olmayan mahlukat insan deÄŸildir. EÄŸer mevzuu bahs olan hayat insan hayatı ise, musiki behemehal vardır. Musikisiz hayat zaten mevcut olamaz. Musiki hayatın neÅŸesi, ruhu, süruru ve her ÅŸeyidir. Yalnız musiki¬nin nev’i ÅŸayan-ı mütalaadır.”
MüziÄŸin insan hayatındaki ônemine iÅŸaret eden ve dinlenecek müzi¬ğin çeÅŸidine dikkati çeken Atatürk, her konuda olduÄŸu gibi Türk MüziÄŸi konusunda da yenilikler yapmak istemiÅŸtir. Ata’nın Türk MüziÄŸi üzerinde yenilikler yapmak istemesinin temel sebepleri ÅŸunlardır:
1. Ziya Gôkalp’in Türkçülüğün Esasları eserindeki gôrüşlerinin etkisi: Devamını oku »