Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Kasım 1922′de aldığı tarihi kararında, saltanata son vermiÅŸtir. Bu tarihi kararın da açık bir belirtisi olarak, 1921 Anayasası ile yeni siyasal rejime geçilmiÅŸtir. Ancak, Cumhuriyet resmen ilan edilmemiÅŸtir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Nisan 1923′te seçimlerin yenilenmesine karar vermiÅŸ ve yeni kurulan Meclis, Lozan’da elde edilen antlaÅŸmayı onaylamıştır. Lozan Barış AntlaÅŸması’nın kabulü ve 6 Ekim 1923′te Türk Ordusunun İstanbul’a girmesi ile Türk vatanının bütünlüğü gerçekleÅŸmiÅŸ ve böylece bir devir kapanmış ve yeni bir devir açılmıştır. Siyasal rejimin 23 Nisan 1920′den itibaren kaydettiÄŸi geliÅŸmelere uygun devlet ÅŸeklini bulmak da bir zorunluluk haline gelmiÅŸtir.
Cumhuriyet’in Kabulü 25 Ekim 1923 günü geliÅŸen bir kabine bunalımı, Büyük Millet Meclisi’nde çalışma güçlüğünü ortaya çıkardı. 28 Ekim 1923 günü akÅŸamına kadar kabine kurulamaması üzerine, Gazi Mustafa Kemal PaÅŸa, Çankaya köşkünde yemek sırasında arkadaÅŸlarına; “Yarın Cumhuriyet ilan edeceÄŸiz” diyerek görüşünü açıklamıştır. Devamını oku »
Kasım 1928′de Latin esasından alınan harfler, (Türk dilinin özelliklerini belirten iÅŸaretlere de yer vererek) “Türk harfleri” adıyla 1353 Sayılı Kanunla kabul edilmiÅŸtir. Yazı dilinde kullanılan Arap harflerinin yerine Türk harflerinin alınmasını ifade eden Harf Devrimi yapılmıştır.
Arap harflerinin Türkler tarafından kullanılması, İslamiyet’in kabulünden sonra baÅŸlamış ancak bu harfler, Türk diline hiç bir zaman uyamamıştır. Türkçe, Arap harfleri ile kolay yazılıp okunamıyordu. Harf İnkılabının hedefi, okuyup yazmayı kolaylaÅŸtırmak ve yaymak, modern öğretim ve eÄŸitimin gerçekleÅŸmesini saÄŸlamaktı. Harf İnkılabının ilk adımı, 20 Mayıs 1928′de 1288 sayılı kanunla, Arap rakamlarının kullanılmasına son verilerek, uluslararası rakamların kabulü ile baÅŸlamıştı.
Atatürk, 9 AÄŸustos 1928 gecesi İstanbul’da Sarayburnu Parkı’nda düzenlenmiÅŸ bir ÅŸenlik sırasında, Harf Devrimini halka duyurmuÅŸtur; “ArkadaÅŸlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. ArkadaÅŸlar, bizim güzel ahenkli, zengin lisanımız (dilimiz) yeni Türk harfleri ile kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlayamadığımız iÅŸaretlerden kendimizi kurtarmak mecburiyetindeyiz. Lisanımızı muhakkak anlamak istiyoruz. Bu yeni harflerle behemehal pek çabuk bir zamanda mükemmel bir surette anlaÅŸacağız ki, Milletimizin yazısıyla kafasıyla bütün medeniyet aleminin yanında olduÄŸunu gösterecektir. VatandaÅŸlar, yeni Türk harflerini çabuk öğreniniz. Bütün millete, kadına, erkeÄŸe, köylüye, çobana, hamala, sandalcıya öğretiniz” demiÅŸtir. Harf Devrimi, büyük bir tarihi olaydır. Çünkü, sosyal, kültürel ve siyasi alanda geniÅŸ yankıları olmuÅŸtur. Devamını oku »
Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eÄŸitim birliÄŸi bir sistem olarak benimsenmiÅŸ bulunmaktadır. Yeni Türkiye’nin kültür hayatında çok önemli bir aÅŸamayı baÅŸarıya ulaÅŸtıran Tevhid-i Tedrisat Kanunu, aslında büyük bir kültür hamlesidir. EÄŸitimin birleÅŸtirilmesi ile, özellikle 19. yüzyıl sonlarından beri Türkiye eÄŸitiminde görülen medrese ve okul (mektep) diye devam eden ikililiÄŸe son verilmiÅŸtir. “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” ile öğretim ve eÄŸitim birliÄŸi saÄŸlanarak milli kültür birliÄŸine yönelmek istenmiÅŸtir. Öğretim ve eÄŸitime milli ve laik bir karakter veren Tevhid-i Tedrisat Kanunu, milli geliÅŸme tarihinde daima büyük yer tutacak bir inkılabın da adı olmuÅŸtur.
3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu, öğretim ve eÄŸitimin birliÄŸini saÄŸlamakla beraber medreselerin de kaldırılmasını saÄŸlamıştır. Keza 3 Mart 1924 tarihli, Åžer’iye ve Evkaf Vekaletlerinin kaldırılmasına dair kanunla da, vakıfların baÄŸlı bulunduÄŸu vekalet (bakanlık) kaldırıldığından ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun üçüncü maddesi ile de Åžer’iye ve Evkaf Vekaleti bütçesinde mektepler (okullar) ve medreseler için ayrılan ödenek Maarif Vekaletine (Milli EÄŸitim Bakanlığına) devredildiÄŸinden, medreselerin kaderini tayin Maarif Vekaletine bırakılmıştır. Devamını oku »
Bu eğitim hamlesinin önemli bir aşaması da harf inkılabıdır. Bu inkılapla, Arap alfabesi terk edilmiş ve Batı medeniyetine açılımı sağlayan Latin harfleri kullanılmaya başlanmıştır.
Arap alfabesi, yüzyıllardır kullanılmasına rağmen, Türk dilinin tam olarak ifade edilmesinde yeterli olmamaktaydı. Örneğin, Türkçede sekiz sesli harf varken bu sayı Arapçada üçtür.
Türkçenin, Latin harfleriyle yazılması için çeşitli girişimler başlatılmışsa da bu çabalar, tepkiler yüzünden yarıda kalmıştır. II. Meşrutiyet’den sonraki ciddi çalışmalar, Atatürk tarafından esas anlamıyla hayata geçirilmiştir.
Harf devrimine ilk olarak, 1923’teki İzmir İktisat Kongresi’nde temas edilmiÅŸ, Mustafa Kemal’in direktifleriyle 1927 yılından itibaren ciddi bir hazırlık dönemi baÅŸlamıştır. Atatürk, 9 AÄŸustos 1928’de, yeni Türk harflerinin kabul edileceÄŸini açıklamıştır. Bu konuda: “VatandaÅŸlar, yeni Türk harflerini çabuk öğreniniz… Bütün millete, köylüye, çobana, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu bir yurtseverlik ve milliyetçilik görevi bilinizâ€?4, diyen Mustafa Kemal, sözlerine şöyle devam etmiÅŸtir: Devamını oku »
Misak-ı Milli’yle belirlenen vatan topraklarında yaşayan Türk Milletini birleştiren unsurlardan birisi de dildir. Dil, milli yapıyı oluşturan ve sağlamlaştıran bir bağdır. Yeni Cumhuriyet’in tam bağımsızlığının sağlanması ve korunması için, dilinin yabancı dillerin etkisinden kurtarılması gerekmektedir.
Türk dili konusunda, Selçuklulardan bu yana sorunlar yaşanmaktaydı. Yazım diliyle, konuşma dili arasında büyük bir fark bulunuyor; bilim dili olarak da Acemce veya Arapça kullanılıyordu. Ayrıca çeşitli etnik gruplar, günlük konuşmada farklı dilleri kullanıyorlardı.
Cumhuriyet kurulduktan sonra, Türk dili konusunda önemli çalışmalar yapılmaya başlandı. Bu amaçla bir kurum oluşturulmasına karar verildi. Atatürk, dil konusunun Türk halkı için ne kadar önemli olduğunu şu sözleriyle belirtmiştir:
“Türk demek dil demektir. Milliyetin çok bariz vasıflarından birisi dildir. Türk Milletindenim diyen insanlar herşeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk harsına, camiasına mensubiyetini iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.� Devamını oku »
Atatürk, Türk Milletinin yüksek zevkini ortaya çıkarmak ve Türkiye’nin, sanat çalışmaları yönünden de, medeni ülkeler arasındaki yerini almasını sağlamak için bu alandaki çalışmaları teşvik etmiş, başarılı sanatçıları ödüllendirmiştir.
Bunun için, güzel sanatların her alanında çalışmalar hızlandırılmış, 1924 yılında Ankara’da Müzik Öğretmen Okulu açılmıştır. Bu okul, 1936 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü’ne dönüştürülmüştür. Yine aynı yıl Ankara Devlet Konservatuvarı açılmış ve sanatçılar yetiştirilmeye başlanmıştır.
“Türk Beşleri� olarak anılan, Ahmet Adnan Saygun, Cemal Reşit Rey, Ferit Alnar, Ulvi Cemal Erkin ve Necil K. Akses, ilk sonat, konçerto, senfoni ve operalarını vermişlerdir.
İstanbul Belediye Konservatuvar’ında batı müziğine de yer verilmiştir. Ayrıca, Muzıka-i Hümayun 1924 yılında Ankara’ya getirilmiş ve adı Riyaset-i Cumhur Musiki Heyeti olarak değiştirilmiştir. 1935 yılına kadar, bu heyetin orkestra şefliğini Adnan Saygun ve Zeki Üngör yapmışlardır.
Dar-ül Bedayi 1931 yılında İstanbul Belediyesi’ne bağlanmış, 1934 yılında ise Şehir Tiyatroları adını almıştır. Ankara Halkevi sahnesinde, 1932 yılında Atatürk’ün de ilk temsillerinde hazır bulunduğu ‘Akın’, ‘Çoban’, ‘Mavi Yıldırım’ oyunları sergilenmiştir.
Sanayi-i Nefise Mektebi mezunları 1924 yılında Avrupa’ya eğitime gönderilmiştir. Bu okulun adı, 1928 yılında Güzel Sanatlar Akademisi olarak değiştirilmiştir. 1932–1933 eğitim yılında Gazi Eğitim Enstitüsü’nde Resim-İş Bölümü açılmıştır.
1924 tarihinden itibaren resim ve heykel sergileri açılmaya başlanmış, 20 Eylül 1937 tarihinde de Resim Heykel Müzesi açılmıştır.25
Atatürk, güzel sanatlarda elde edilen başarının, medeni ülke olma yolunda ve inkılapların sağlamlaştırılmasında önemli bir etken olduğunu şu sözleriyle belirtir:
“Güzel sanatlarda başarı, bütün inkılapların başarılı olduğunun en kesin kanıtıdır. Bunda başarılı olamayan milletlere ne yazıktır. Onlar bütün başarılarına rağmen, medeniyet alanında yüksek insanlık niteliğiyle tanınmaktan daima yoksun kalacaklardır.� 26
“Efendiler, hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat bir sanatçı olamazsınız.� 27
“Bir millet ki resim yapamaz, bir millet ki heykel yapamaz, bir millet ki fennin gerektirdiği şeyleri yapamaz, itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur. Halbuki bizim milletimiz, hakiki özellikleriyle medeni ve ileri olmaya layıktır ve olacaktır.� 28
12 Temmuz 1932’deki Tarih Kongresi’nin hemen ardından, Atatürk, ‘Türk Dili Tetkik Cemiyeti’ni kurdurmuş, dilde de birlik sağlanması için adım atılmasını sağlamıştır. I.Türk Dil Kurultayı, 26 Eylül 1932 tarihinde Dolmabahçe Sarayı’nda toplanmıştır.
Bu kongrede, dildeki Arapça ve Farsça kelimelerin yanı sıra bölgeler arasındaki lehçe farklılıklarının da ortadan kaldırılması için İstanbul Türkçesi örnek alınarak çalışmalara başlanmıştır. Yapılan çalışmalar Belleten adlı dergide yayımlanmıştır.
Milli kültür ve beraberliğin sağlanması için her alanda Türkçe hakim olmalıydı. Atatürk, bu konuya da özenle eğilmiş ve çalışmaları bizzat takip etmiştir. Atatürk, “Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğe kavuşması için bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, ilgili olmasını isteriz.� 24 diyerek konunun önemini belirtmiştir.
1934’de yapılan II. Türk Dil Kurultayı’na yurtdışından da dil bilginleri davet edilmiştir. Bu kongrede:
-Istılahların (dil, terim) öz Türkçe ve eklerle yapılması gerekliliği,
-Bu ıstılahların hemen ders kitaplarına geçirilmesi, Devamını oku »
Türkiye toprakları üzerinde yaşayan halk, çeşitli gruplardan meydana geldiğinden bir ırk birliği sağlanamamıştı. Dahası Türkler tarihini bilmiyordu. Osmanlı eğitim sisteminde, bu konuda gerekli çalışmalar yapılmamış, Türk tarihi derinlemesine incelenmemişti. Atatürk bu konuyu şu sözleriyle belirtmiştir:
“Biz henüz şimdiye kadar gerçek, bilimsel ve müspet anlamıyla milli bir devir yaşayamadık. Bundan dolayı da milli bir tarihe malik olamadık.� 20
Türk tarihinin başlangıç noktası konusunda, genellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş tarihi esas alınıyordu. Bu bilgiler de, ekseriyetle yabancı tarihçilerin çalışmalarından elde ediliyordu. Bu bilgilere göre de, asırlardır üç kıtaya hükmetmiş olan Türklerin tarihi yoktu. Devamını oku »
Türk kadını, yüzyıllardır geri bırakılmış ve sosyal hakları elinden alınmış, adeta yok sayılmıştır. Medeni ülkeler seviyesine çıkmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti, kadınlarına ikinci sınıf insan muamelesi yapamazdı. Zira kadınlar, Milli Mücadele’de, milli teşkilatlar kurarak çalışmalar yapmışlar, cepheye silah taşımışlar ve vatanın kurtulması için erkeklerle beraber savaşmışlardır.
Medeni hukukun kabulüyle, kadın erkek eşitliği benimsenmiş; evlenme, tarafların isteğine bırakılmış, aradaki vekil sistemi kaldırılarak evlendirme memurunun önünde yapılan nikahlar geçerli sayılmış, bu nikahtan sonra isteyenin dini nikah yaptırması serbest bırakılmış; tek eşlilik uygulaması getirilip boşanmalardaki “talak� usulü kaldırılıp boşama yetkisi geçerli sebepler aramak şartıyla mahkemelere bırakılmıştır. Ayrıca kadınlar, miras paylaşımında ve şahitlikte de erkeklerle eşit olma hakkına sahip olmuşlardır.
Bu hukuki düzenlemelerin yanı sıra, Türk kadınının kültür seviyesini yükseltip sosyal hayatta ve çalışma sahasındaki gerçek yerlerini almaları konusunda bütün çalışmalar yapılmıştır. Bu girişimler sonrasında, Türk kadını dünya kadınlarına örnek teşkil edecek ilerlemeler kaydetmiştir. Atatürk kadınlara verdiği değeri aşağıdaki sözleriyle de belirtir: Devamını oku »
Arap harflerinden oluşan alfabe, asırlardır kullanılmasına rağmen, öğrenimindeki zorluklar aşılamamıştı ve zamanla ihtiyacı karşılayamaz hale gelmişti. II. Meşrutiyet döneminde de, bu konuda çareler aranmış fakat başarılı olunamamıştı. Atatürk, Türk kültürü ve Türkçe etrafındaki birliği bir an önce oluşturmak için, yeni Türk alfabesi konusundaki çalışmalarını bizzat yönetmiş, yeni harfleri halka öğretme çalışmalarına katılmıştır. Nitekim, 1 Kasım 1928 yılında Meclis’te kabul edilen kanun teklifiyle, 3 Kasım 1928’den itibaren yeni harfler kullanılmaya başlanmıştır.