Atatürk » ÇANAKKALE SAVAÅžLARI, Savaşı, Destanı hakkında bilgi

Çanakkale SavaÅŸları,savaşı Birinci Dünya Savaşı içinde, tarihin en kanlı bölümü olarak bilinir. Türk’ün sayısız zafer, ÅŸan ve ÅŸerefle dolu tarihinin en parlak sayfasıdır. I.Dünya savaşı’ndan kısa bir süre önce, 1911-1942 yıllarında Osmanlı Devleti son Afrika topraklarını İtalya’ya kaptırmış, 1912-1913 Balkan Hezimeti ise, Rumeli’deki son Türk hakimiyetini silip süpürmüştür. Bulgar Ordularının İstanbul kapılarını zorlaması, 500 yıldır Türk olan Rumeli’nin kaybı, İstanbul ve boÄŸazların güvenliÄŸinin tehlikeye girmesi, o zamanın devlet adamlarında siyasi yalnızlığımızın tabii bir sonucu olarak deÄŸerlendirilmiÅŸtir. Dolayısıyla I. Dünya Savaşı’na rastlayan günlerde Osmanlı devleti yalnızlıktan ve emniyetsizlikten kurtulmak fakat, Balkan savaşının kötü hatıralarının tesiri altında kalan her iki blokta Türk ittifakını küçümsemiÅŸler ve bu ittifakın kendileri için bir yük olmasından endiÅŸe etmiÅŸlerdi. Ancak, Alman İmparatoru, her iki blok arasındaki savaÅŸta, Osmanlı devletinin hiç deÄŸilse bir kısım düşman kuvvetini meÅŸgul edebileceÄŸi gerekçesiyle müdahale etmiÅŸtir. Bu suretle Osmanlı devleti, kaderini alelacale, 2 AÄŸustos 1914′te “Üçlü ittifak’a baÄŸlamıştır. İşte Çanakkale Zaferini yaratan kuvvet. 1914 yazında küçümsenen deÄŸeri hakkında yanlış teÅŸhis konan bu TÜRK ORDUSU’dur. Avrupa’da savaÅŸ bütün ÅŸiddetiyle sürerken, hareket harbinin yerini siper harbi almıştır. Bu cephede yarma yapmak ve kesin sonuç almak son derece zorlanmıştır. Halbuki “üçlü itilaf”ın askere gücü günden güne artmaktadır. Bu güç , hareket savaşına müsait baÅŸka savaÅŸ alanlarında kullanılmalıdır. İngiltere BaÅŸkanı’ı Lloyd GEORGE ve Bahriye Nazırı CHARCHILL bu görüşü benimsemiÅŸlerdir. Çanakkale SavaÅŸları, iÅŸte bu görüşü benimseyenlerin esiridir. Hareket sahası olarak Gelibolu Yarımadası’nın seçilmesi, bu bölgenin jeopolitik bakımdan çok büyük öneme sahip olmasındandır. BoÄŸazlar, Güney Rusya ve bütün karadeniz kıyılarının açık denizlere olan tek çıkış noktasıdır. Harp halinde bu geçidin kapanması, Rusya içih hayati önem taşımaktadır. Zira, Rusya’nın insan ve hammadde kaynakları zengin, fakat sanayi ve mali imkanları sınırlıdır. Bunun için uzun ve sürekli bir savaşın gerektirdiÄŸi silah, cephane ve malzeme ikmalini temin edemeyecek durumdadır. Bu durumda boÄŸazlar doÄŸu cephesinin en müsait ve hayati menzul hattını teÅŸkil etmektedir. Bu geçidin açılmasıyla Rusya’yı takviye edecek, batı cephesinin yükünü hafifletecek, dolayısıyla savaşı kısaltacaktır. Osmanlı devletinin savaÅŸ dışı edilmesiyle, muhtemelen Balkan devletleri ve İtalya “itilaf” devletleri yanında savaÅŸa katılacaklardı. O zaman İngiliz Bahriye Nazırı olan CHURCHILL’in ısrarla üzerinde durduÄŸu bu fikirlere önceleri pek itibar edilmemiÅŸtir. Ancak 1914 Aralık ayında baÅŸlayan Türk Sarıkamış harekatı üzerine telaÅŸlanan; çok zor durumda kalan hiç deÄŸilse bir kısım Türk kuvvetlerinin baÅŸka Cephelere çekilmesini isteyen Rusya’nın yükünü azaltmak için, Çanakkale seferine karar verilmiÅŸ, fakat kesin neticeyi batı cephesinde arayanları darıltmamak amacıyla önce sadece donanmayla ve zorla Çanakkale BoÄŸazı geçilmeye çalışılmıştır. 18 art 1915′te yaklaşık bir aydır sürekli olarak bombaladığı boÄŸazın her iki tarafındaki Türk tabyalarının artık sustuÄŸunu varsayan 12 zırhlı, 18 muhrip, 7 mayın tarama gemisi, çeÅŸitli nakliye destek gemisi ve uçak gemilerinden meydana gelen I. Dünya savaşının en büyük ve en modern donanması, boÄŸazı geçme giriÅŸiminde bulunmuÅŸtur. Ancak ehliyetli ellerde sevk ve idare edilen kahraman Türk askerinin hayatını hiçe sayarak kanını fedakarca akıtması sayesinde dünyanın en modern silah ve teçhizatıyla donatılmış düşman donanması, 7 modern savaÅŸ gemisini ve binlerce askerini, kaybederek geri çekilmek zorunda kalmıştır. Zira, Mehmetçik, düşmanı denizden bir adım bile geçirmemeye yemin etmiÅŸtir. Anadolu bozkırının o güne kadar deniz görmemiÅŸ çocukları, sanki kırk yıldır denizlerde savaşıp da piÅŸmiÅŸ kiÅŸilere özgü beceriyle zırhlı düşman gemilerine geçiÅŸ hakkı tanımamıştır. Bunun üzerine 25 Nisan ve 6 AÄŸustos 1915 tarihleri arasında düşman kara kuvvetleri Gelibolu Yarımdasına çıkarılmış olup, çıkarma şöyle özetlenebilir. Asıl kuvvetler Gelibolu Yarımadasının güney ucuna iki ayrı noktadan çıkacak ve boÄŸazları kontrol eden tepeleri alacak, bunu baÅŸarmak için, iki tümenden oluÅŸan bir Anzak (Avustralya ve Yeni Zelanda) Kolordusu Kabatepe bölgesine çıkacak ve iki ingiliz ve bir Fransız tümeni ile bir Hint tugayından oluÅŸan kuvvet, Seddülbahir bölgesini ele geçirecektir. Aynı anda bir aldatmaca olarak, boÄŸazın güneyinde Kumkale bölgesinde ikinci bir çıkarma yapılacak ve bazı donanma birlikleri orada da çıkarma olacağı izlenimi vermek üzere Saroz körfezine doÄŸru seyredecektir. Fakat, kahraman TÜRK askerinin hayatını hiçe sayarak kahramanca döğüşmesi TÜRK komutanlarının ve bilhassa Mustafa KEMAL’in üstün sevk ve idareleri sonucunda düşman baÅŸarısızlığa uÄŸrayarak savaÅŸ, siper savaşı halini almıştır. Gelibolu Yarımdasında çıkarma yapan düşman kuvvetlerini meydana getiren askerlerin milliyetleri son derece enteresandır. İngiliz ve Fransızlar’ın yanısıra, bizimle hiç ilgisi olmayan Cezayir Berberilerini Sengal zencilerini, Avustralyalı, Kanadalı, Yeni Zelandalı ve Hintlileri üzerimize salmışlardır. Åžair. Åžu mısralarla, “Eski dünya, yeni dünya, bütün akvam-ı beÅŸer, Kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahÅŸer mi hakikat mahÅŸer. Yedi iklimi cihanın duruyor karşında, Avustralya’yla beraber, bakıyorsun Kanada! Çehreler baÅŸka, lisanlar, deriler renkgarenk, sade bir hadise var ortada, vahÅŸetler denk. Kimi Hindu, kimi yayyam, kimi bilmem ne bela” diyerek, bunu ne güzel dile getirmiÅŸtir. Evet, düşman yalnızca birkaç devletten ibaret olmayıp, sanki karşımızda bütün dünya vardı. Düşman donanması II. Dünya Savaşı’na kadar, dünyanın gördüğü en büyük ve en modern donanmasıydı. Hal böyle iken kazanılan zaferin deÄŸeri daha iyi anlaşılmaktadır. Zira bu savaÅŸ; yenilmez sayılan devletlerin maÄŸlubiyetidir. Çanakkale’de tarihin kaydettiÄŸi en büyük ve en kanlı savunma savaÅŸları verilmiÅŸtir. Bu savaÅŸlar Mustafa Kemal gibi bir askeri dehanın Türk ve dünya kamuoyu tarafından tanınmasının saÄŸlanması açısından son derece önem taşımaktadır. Düşman durmadan saldırmaktadır. Anafartalar ve Arıburnu cephelerinde emir komuta karmaÅŸası vardır. Bu durum çok tehlikelidir. Yarbay Mustafa Kemal, Ordu komutanı Alman General liman Von Sandres’ten bütün mevcut kuvvetlerin emrine verilmesini ve bundan baÅŸka çare kalmadığını bildirmiÅŸ. Alman General “Çok gelmez mi?” diye sorduÄŸunda Mustafa Kemal, “Az gelir” diye cevap vermiÅŸtir. Ertesi gün emir gelmiÅŸ ve bütün birliklerin komutası Mustafa Kemal’e verilmiÅŸtir. Bir cephe komutanlığının çok gelip gelmeyeceÄŸini yarbay Mustafa Kemal’e soran ve “az gelir” cevabını alan Alman General karşısındaki Türk’ün “ATATÜRK” olduÄŸunu yıllar sonra öğrenecektir. Çanakkale savaÅŸları’nın temel ağırlık noktasını, Mustafa Kemal oluÅŸturmuÅŸtur. Mustafa Kemal Çanakkale SavaÅŸları baÅŸlamadan kısa bir süre önce 2 Åžubat 1915′te TekirdaÄŸ’da yeni kurulacak olan 18′uncu Tümen Komutanlığına atanmıştır. Derhal göreve baÅŸlayan Mustafa Kemal, o tümeni kısa bir zaman içinde savaÅŸa hazır. Seçkin bir tümen haline getirmiÅŸtir. Fakat kısa bir zaman sonra Mustafa Kemal bu bölgeden alınarak, tümeni ile birlikte Bigalı köyüne çekilmiÅŸtir. Mustafa Kemal, düşmanın Gelibolu çıkarmasına kadar, yani 25 Nisan 1915′e kadar orada yedek kuvvet olarak kalmış, fakat Arıburnu taarruzu baÅŸlar baÅŸlamaz, kendi insiyatifi ve teÅŸebbüsü ile emir beklemeden, Arıburnu’na yetiÅŸerek taarruza geçmiÅŸtir. Düşmanı Kocaçimentepe’de durdurarak, yarımadanın tahliyesine kadar düşmanın ilerlemek için yaptığı bütün taarruzları ve ÅŸiddetli hücumları erimeye mahkum etmiÅŸ ve Türk’ün yiÄŸit mehmetçiÄŸi Çanakkale’de sanki etten ve kemikten bir kale yaratmıştır. Bütün savaÅŸlardan farklı bir savaÅŸ malzemesi görülmüştür. Bu da “İNANÇ”tır. Topa, tüfeÄŸe, üstün kuvvete, çeliÄŸe karşı dimdik duran ve kafa tutan bir inanç kendini göstermiÅŸtir. Mustafa Kemal’in “size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerinize baÅŸka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir” dediÄŸi bu savaÅŸlarda, herkes öldürmek ve ölmek için düşmana atılmıştır. Mustafa Kemal, bu savaşı “bu öyle alelade bir taarruz deÄŸil, herkesin muvaffak olmak veya ölmek arzusuyla harekete geçtiÄŸi bir taarruzdur” diye ifade etmiÅŸtir. Burada meÅŸhur 57′inci Alay, hiç kurtulmamacasına Mustafa Kemal’in emrine uyarak tamamen ÅŸehit olmuÅŸtur. Nitekim çeÅŸitli milletlerden meydana gelmiÅŸ, düşman askerleri, yapışıp, kaldıkları Arıburnu’nun yalçın yamaçlarından bir adım bile ileri atamamışlardır. Öncelikle İstanbul’u tehdit eden düşmanın Gelibolu Yarımdasına yaptığı bu taarruzu Kocaçimentepe’de durduran Mustafa Kemal, bu baÅŸarısından dolayı haklı olarak Albaylığa yükseltilmiÅŸtir. 6-7 AÄŸustos 1915′te Türk askerini yandan, yani Anafartalar’dan çevirmek isteyen Klıchner ordusu da bu bölgenin Grup komutanlığına atanan Mustafa Kemal’in 10 AÄŸustos günü ayağının tozunu silmeden giriÅŸtiÄŸi karşı taarruz sonucunda eriyip g itmiÅŸtir. Mustafa Kemal bu savaÅŸ sırasında göğsünden bir ÅŸarapnel parçası ile yaralanmış, fakat kalbi üzerindeki saat kendisini mutlak bir ölümden kurtarmıştır. Bu savaÅŸların akabinde 17 AÄŸustos’ta Kireçtepe Zaferini 21 AÄŸustos’ta 2′nci Anafartalar Zaferini kazanan Mustafa Kemal, düşmanı büyük hizmete uÄŸratarak Çanakkale Muharebelerinin kaderi belirlenmiÅŸ, 9 Ocak 1916′da düşman, Türk topraklarından geri çekilmek zorunda kalmıştır.

Halbuki 2 Mart 1915′te İngiliz Amiral CARDEN Londra’ya “Hava bozmazsa iki haftaya kadar İstanbul’dayız” ÅŸeklinde mesaj çekmiÅŸ, ayrıca ingiliz orduları BaÅŸkomutanı General HAMİLTON, resmi raporunda ise, “Türkler, birbiri ardınca mükemmel taarruzlarda bulundular” diye yazmıştır. Hatta bu harekatı hazırlayarak idare eden W. CHURCHILL de hatıralarında muharebelerden bahsederken, Mustafa Kemal’in emsalsiz bir komutan, Türklüğün kaderine hakim bir deha olduÄŸunun daha o zamanlarda anlaşıldığına iÅŸaret ederek, “bir Miralay’ın karşımıza çıkışı bütün talihimizi deÄŸiÅŸtirdi” diye belirtmiÅŸtir.
Mustafa Kemal’in Çanakkale’de verdiÄŸi bütün emirler kesin ve sonuç alıcıdır. O, verdiÄŸi emirde aynen şöyle demiÅŸtir. “Benimle burada muharebe eden bilcümle askerler katiyen bilmelidir ki, yuhdemize tevdi edilen namus vazifesini tamamen ifa etmek için bir adım bile geri gitmek yoktur. İstrihat aramanın, bu istirahattan yalnız bizim deÄŸil, bütün milletimizin ebediyen mahrum kalmasına sebebiyet verebileceÄŸini cümlenize hatırlatırım. Bütün arkadaÅŸlarımın hemfikir olduklarına ve düşmanı tamamen denize dökmedikce yorgunluk belirtisi göstermeyeceklerine şüphe yoktur”. 30 Nisan’aki komutanlar toplantısında Mustafa Kemal, “içimizde ve askerlerimizde Balkan Harbi’nin utancını bir daha görmektense, ölmeyecek yoktur. Böyleleri varsa, onları kendi ellerimizle kurÅŸuna dizelim.” ÅŸeklinde kesin konuÅŸmuÅŸtur. Çanakkale Zaferi, meydana getirdiÄŸi nihai sonuçlar açısından son derece önemlidir.

Bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz:

1- Çanakkale Zaferi, müttefikleriyle Rusya’nın irtibatını önlemiÅŸ, dolayısıyla savaÅŸ iki yıl uzamış, bu arada çıkan BolÅŸevik ihtilali ile

Rusya savaş dışı kalmıştır. Bu durum ihtilal Rusyası ile müttefiklerini birbirinden ayırmış, kurtuluş savaşı yıllarında kuzeyde

güvenliğimizi sağlamış ve zafere ulaşmamızı kolaşlaştırmıştır.

2- Bu savaşlar, İngiliz ve Fransız kuvvetlerini Gelibolu Yarımadasına bağlamış, Almanya ve müttefiklerinin yükleri azalmıştır.

3- Düşmana çok büyük insan ve malzeme zayiatı verdirilmiştir.

4- Türk ordusunun zaferi, İngiltere ve Fransa’nın sömürgelerindeki prestjlerine bir darbe, esir milletlere bir ümit ve istiklal ışığı
olmuÅŸtur.

5- Çanakkale Zaferi, Türk askerinin direnme gücünün, fedakarlık ruhunun ve vatanseverlik şuurunun bir abidesidir. Harpten önce

kıymeti üzerinde tereddüt edilen Türk ordusu, iyi sevk ve idare edildiği zaman ehliyetli ellerde, binbir yokluk ve zarurete rağmen

neler yapmaya muktedir olduğunu dünyaya göstermiş ve Balkan yenilgisinin kara lekesini tertemiz kanıyla silmiştir.

6- Bilindiği gibi, büyük hadiseler olağanüstü şahsiyetleri, büyük ve müstesna kabiliyetleri meydana çıkarmaktadır. Mustafa

Kemal’in ortaya çıkışında Çanakkale savaÅŸları kader tayin edici bir merhale olarak gözümüze çarpmaktadır.

7- Çanakkale Zaferleri, Mustafa KEMAL’in ordu içinde olduÄŸu kadar tüm milletçe de tanınmasına vesile olmuÅŸtur. Bu suretle Türk

Milleti, 1966′dan beri makus istikamette geliÅŸen talihini yenecek olan liderlerini bulmuÅŸtur. Ordu ve millet, Anafartalar

Kahramanı’nın bu iÅŸte bu güven, ATATÜRK’ün Milli Mücadele’yi zaferle sonuçlandırmasında genç, dinamik ve yepyeni modern

bir devlet kurmasında en büyük ilham ve kuvvet kaynağı olmuştur.

8- Çanakkale, Milli mücadelenin bir nevi baÅŸlangıcı sayılmaktadır. Çanakkale, Türk’ün vatanseverliÄŸinin, cesaretinin, mücadele azminin kahramanlığıdır.

Bahriye Nazırı Churchill’in teklifleri ve İngiltere’nin ısrarıyla İtil¢f devletlerince giriÅŸilen harek¢tın amacı, Rusya ile doÄŸrudan temasa geçmek, onlara sil¢h ve malzeme yardımı yapabilmekti. Bu yolla, SüveyÅŸ Kanalı ve Hint yolu üzerindeki Türk baskısı da kaldırılmış olacak; savaÅŸa katılmak istemeyen Balkan devletleri, İtil¢f devletleri yanında yer almaÄŸa zorlanacaktı.

Yapısı bakımından, savunmaya elveriÅŸli olan boÄŸaz, Türkler tarafından mayınlanmıştı. Tabyalar, toprak ve taÅŸtandı. Zırhlı veya betondan tabya yoktu; ayrıca birçok sahte mevzi yapılmıştı. Savunma düzeni, dış, orta ve iç bölgeler olmak üzere üçe ayrılmıştı. Bunların kumandası Miralay Cevdet Bey’de idi. SavaÅŸ il¢nından birkaç gün sonra, 3 Kasım 1914′te İngilizler, Seddülbahir ve Kumkale tabyalarını topa tuttular. 19 Åžubat 1915′te boÄŸazın dış tabyaları tahrip edildi. Ayrıca, karaya çıkarılan askerler, tahrip iÅŸini tamamladılar. Bu harek¢tta Türkler, 19 top kaybetti. Dış savunmanın düşmesi, bazı ülkelerde büyük yankılara yol açtı. Bulgaristan, çekingen bir durum aldı. İtalya, İtil¢f devletlerine meyletti. Yunanlıların İstanbul’a girmelerini istemeyen Ruslar, 40 bin kiÅŸilik yardımcı bir kuvvet göndermeyi teklif etiler. Bunun üzerine İngilizler ve Fransızlar, boÄŸazları Ruslara vermeyi vaat ettiler. Bundan sonraki büyük taarruzun, Marmara Denizi’ne geçmek amacıyla, Fransız ve İngiliz savaÅŸ gemileri tarafından, 18 Mart 1915′te yapılması planlandı. Orta savunma tabyaları, sürekli olarak bombardıman edildi. Dış hatlara komandolar çıkarıldı. BoÄŸazdaki mayın tarama ve temizleme iÅŸi baÅŸarıyla yürütüldü. Fakat 7-8 Mart gecesi, Yüzbaşı Hakkı Bey kumandasındaki Nusret mayın gemisi, karanlık limana, sezdirmeden tekrar mayın döşedi. İtil¢f kuvvetlerinin 16 harp gemisi, 18 Mart 1915′te boÄŸaza girerek, tabyaları ateÅŸe tuttular. Gerek mayınlar ve gerekse bataryaların atışları ile İtil¢f kuvvetleri birçok gemi kaybederek geri çekildi.

18 Mart hücumu, Çanakkale’nin, karadan yardım görmedikçe geçilemeyeceÄŸini gösterdi. Bunun üzerine, İngiliz, Fransız ve Anzaklardan (Avustralya, Yeni Zelanda ordusu) kurulan 70 000 kiÅŸilik kuvvet, 25 Nisan 1915′te Seddülbahir ve Arıburnu bölgelerinde karaya çıkarıldı. Düşman kuvvetleri, 109 harp ve 308 nakliye gemisi ve özel çıkarma araçlarıyla denizden desteklenmekteydi. Bu çıkarmaya karşı savunma görevi, 5. Orduya verildi.

İlk çıkarmalar Seddülbahir, Arıburnu ve Kumkale’ye yapıldı. Bazı yerlerde baÅŸarı kazanan düşman, kesin sonuca gidemedi. Seddülbahir ve Arıburnu’nu almayı baÅŸaramadı. Binbaşı Mahmud Bey idaresindeki Türk kuvvetleri, düşmanın içi bölgelere sızmasını engelledi. İlk çıkarma günü, 19. Tümen kumandanı Mustafa Kemal Bey (Atatürk), 17. Piyade Alayını, Conkbayırı’na vaktinde yetiÅŸtirerek, Kocaçimen tepesinin düşman eline geçmesini önledi. Düşman, 25 Nisan 1915 harek¢tında, büyük kayba karşılık küçük bir köprübaşı elde edebildi, orada tutundu. Türk kuvvetleri, gecenin karanlığından faydalanarak düşmanı denize dökmek istediyse de, bu harek¢tta yer alan Arap askerlerinin baÅŸarısızlığı ve çıkarttıkları gürültü, buna imk¢n vermedi. Öte yandan, 15 000 kiÅŸilik Anzak kuvveti de karaya çıkarılmıştı. Aynı günlerde düşman Saros Körfezi’ne, BeÅŸike Limanı’na gösteriÅŸ çıkarmaları yaptı. Sonraki günlerde de Alçıtepe ve Arıburnu’nda Kocaçimen tepesini elde etmek için harekete geçti. Fakat, 5. Ordu kuvvetleri, büyük kayıplara raÄŸmen, düşmanı püskürttü. Bu arada yapılan Seddülbahir, Arıburnu ve deniz savaÅŸları çok kanlı geçti. Düşman, Seddülbahir’e 26 Nisan günü, top ateÅŸiyle hücuma baÅŸlamıştı. 1 Mayıs gecesi ve daha sonraki günlerde, 17 000 kiÅŸilik Türk kuvveti karşı saldırıya geçti. Fakat, bunda baÅŸarı kazanılamadı ve Türkler, 16 000 kayıp verdiler. İngilizlerin kaybı, 14 000 kiÅŸiydi.

Düşmanın ikinci hücumu, 6-8 Mayıs arasında, Alçıtepe’yi ele geçirmek oldu. Birkaç kere siperlere giren Fransızlar püskürtüldü. Sadece birinci hat siperleri, düşman elinde kaldı. 26 Nisan’da ve daha sonraki günlerde denizde savaÅŸlar oldu. Türklerin Nurulbahir adlı gemisi battı. Gülcemal vapuru yara aldı. Buna karşılık, İtil¢f kuvvetlerinin Goliath zırhlısı batırıldı.

14 Mayıs’ta İngiliz harp komitesi, savaÅŸa devam kararı aldı ve İngiliz kabinesinde bazı vekiller deÄŸiÅŸtirildi. 18 Mayıs’a kadar nemli çarpışma olmadı. Haziran ayında, kanlı siper muharebeleri yapıldı. 4 Haziran’da 50 000 kiÅŸilik İngiliz ve Fransız ordusu, 25 000 kiÅŸilik Türk ordusu üzerine, top ateÅŸi desteÄŸinde taarruza geçti. Taarruzda zırhlı araçlar da kullanıldı. Bu hücum, Çanakkale’deki en kanlı muharebe oldu. Düşman, bazı Türk siperlerine girdi. 9 Temmuz’da Seddülbahir kumandanlığına Vehip PaÅŸa getirildi. Biraz sonra Kerevizdere savaÅŸları baÅŸladı. Çıkarmanın baÅŸlamasından 70. güne kadar Türk ordusu, 100 000 kayıp verdi. Her ÅŸeye raÄŸmen düşman ilerlemeyi baÅŸaramadı, yeni bir çıkarma yapmaya karar verdi. Amaç, Anafartalar platosunu ve Kocaçimen’i ele geçirmekti. Taze kuvvetler, AÄŸustos başında Suvla kıyılarına, baskın halinde çıkarma yaptılar. Bunun üzerine Mustafa Kemal’in emriyle 28. ve 41. alaylar, 10 AÄŸustos’ta hücuma hazırlandı. Kumandanın kısa bir konuÅŸmasından sonra, süngü hücumu baÅŸladı. Düşman, siperlerinde bastırıldı. Türkler, Åžahinsırt’a kadar ilerledi. SavaÅŸ sırasında, Mustafa Kemal’in göğsüne bir ÅŸarapnel parçası çarptı. Düşman, Mustafa Kemal’in yönettiÄŸi bu harek¢tla, ağır kayıplar vererek püskürtüldü.

1915 yılının sonbahar ayları, kanlı fakat sonuç alınamayan çarpışmalarla geçti. Türk baÅŸkumandanlığı, 1. Orduyu Gelibolu’ya yolladı. Böylece Türk ordusu, 21 tümene çıktı. BaÅŸlangıçta üç gün içinde Çanakkale BoÄŸazını geçeceklerini sanarak giriÅŸtikleri savaşı bir an önce sonuçlandırmak isteyen İtil¢f Devletleri, yeni kuvvetler saÄŸlamaÄŸa çalıştılarsa da sonuç alamadılar. General Charles Monroe, Çanakkale’nin boÅŸaltılması gereÄŸini belirten bir rapor verdi. Bunun üzerine, 5 Aralık tarihinde iki İngiliz tümeni, Sel¢nik’e gönderildi. Kasım ayında baÅŸlayan yaÄŸmur ve kar fırtınası, siperlerde birçok askerin boÄŸulmasına sebep oldu. Bu fel¢kette düşmanın kaybı da çoktu.

Limanda birçok küçük gemi battı. Neticede çıkarma sahaları, düşman tarafından boÅŸaltıldı. Gizlice yapılan boÅŸaltma harek¢tı sonucu, Ocak 1916′da Gelibolu yarımadası tamamen bırakılmış oldu. Bu arada bazı çarpışmalar da oldu. Anafartalar ve Arıburnu çekilmesi sırasında dikkati dağıtmak için, düşman, 19 Aralık günü Seddülbahir bölgesine saldırdı. Buraya döşenmiÅŸ olan mayınlar, Türklerin düşmanı takibine imk¢n vermedi.

Çanakkale, I. Dünya Savaşında Türkiye’nin çarpıştığı on cepheden biriydi. Türk kara ordusu, savaÅŸ araç ve gereçleri bakımından çok zayıftı. Burada görev alan Türk deniz kuvvetleri, 1911-1912 İtalyan ve 1912-1913 Balkan savaÅŸlarında yıpranmış durumdaydı. SavaÅŸ sırasında Türkiye, müttefiklerinden beklediÄŸi yardımı göremedi. Sadece Alman subayları, Türk subayları yanında görev aldılar. Avusturya’nın yardımı, iki bataryadan ibaret kaldı. Beklenen silah ve malzeme yardımı saÄŸlansaydı, sonuç çok daha farklı olabilirdi.

Çanakkale savaÅŸları, 8,5 ay sürdü. Türk ordusunun karşı koymasıyla, Çanakkale, Irak, Filistin cephelerinde bir milyona yakın İngiliz ve Fransız askeri, batıdaki ana cephelerinden uzak tutulmuÅŸ oldu. SavaÅŸlar, iki taraf için de büyük kayıplara sebep oldu. İtil¢f devletleri, Çanakkale’ye önce 70 000 kiÅŸi göndermiÅŸlerdi. Sonradan bu kuvvet 500 bin kiÅŸiye çıkarıldı. Bunun 400 000′i İngiliz, 79 000′i Fransız ordusundandı. İngilizlerin kaybı, 115 000′i ölü, yaralı, esir ve memleketine gönderilen, 90 000′i hasta olmak üzere 205 000 idi. Fransızların kaybı 47 000′di. Türklerde ise ÅŸehid, yaralı ve hasta sayısı, 252 300′ü buldu.

Çanakkale Savaşı’nın

inanç analizi

Osmanlı İmparatorluğu zamanında Müslümanlık gittikçe yayılarak Avrupa merkezine kadar gelerek, hıristiyanlığa büyük üstünlükler sağlamıştı. Birçok defa Avrupa Birleşik Güçleri Papa’nın emrinde birleşerek Haç savaşları yapılmış ama bunların yaklaşık olarak hemen hemen hepsi başarısız kalmıştır.

Çanakkale Savaşı’nın derinliklerinde, Türk ve İslam inançlarının durdurulması, Avrupa’dan dışa atılması ve Orta Asya’ya kadar takibi yatmaktadır. Bu savaşlar bu dini inanç ve ideolojisi üzerine inşa edilmiştir.

Bu savaşın kökeninde de keza, ekonomik petrol zenginlikleri ve doğal gaz enerji kaynaklarının kendi ellerine geçmesi de vardır.

Savaşa katılanların kimin ölüp gideceği, kimin yaralanıp sakat kalacağı kesinlikle bilinmemektedir.

Birçok yeni asker, hatta korunmasını sadece tabii zekasıyla yapan nice askerler savaşı bitirerek evlerine dönmüş, çok bilgili iyi korunan ve çok tecrübeliler ise savaş alanında kalmışlardır. Bu durum tamamen; Takdiri ilahidir. Bunun başka türlü yorumlanması ise mümkün değildir.

Savaş teknikleri inanç ve

ruhi dengeler

Türk askerleri ayrıca savaş tekniğinin en basit olanlarını gayet iyi bildiklerini burada da ispat etmişlerdir. Mevzilenme ve siper savunması bunların en başında gelmektedir.

Çanakkale savaşlarında, düşmanlarda en modern teknik ve silahlar, en geniş imkanlara sahip askerler vardı. Onlara karşı Türkler ise cesaret, inanç, vatanperverlik, disiplin ve askeri bilgilerle karşı koyarak muvaffak olmuşlardır.

Çanakkale savaşları ölümle hayatta kalmanın kavşak noktası olmuştur.

Genel ilke ise şudur: “Milletimizin yaşaması, bizim ölümü tercih etmemize bağlı olmaktadır. Biz burada ölümü göze alamazsak bu millet yer yüzünden tamamen yok olabilir.�

Cesaret ve inançın değeri, müttefiklerin güçlü donanmasındanki en büyük gemilerin batırılmasında açıkça görülmüştür.

Mesela; müttefiklerin Goliath muhteşem zıhlısı, basit ve küçük bir hümcumbotun torpilleri ile batırılmıştır.

Çanakkale Savaşı (Çanakkale Zaferi)
I. Dünya Savaşı’nda, Osmanlı Devleti’nin, Çanakkale BoÄŸazı’nı geçmek isteyen İtil¢f kuvvetleriyle yaptığı savaÅŸlar (1915).
Bahriye Nazırı Churchill’in teklifleri ve İngiltere’nin ısrarıyla İtil¢f devletlerince giriÅŸilen harek¢tın amacı, Rusya ile doÄŸrudan temasa geçmek, onlara sil¢h ve malzeme yardımı yapabilmekti. Bu yolla, SüveyÅŸ Kanalı ve Hint yolu üzerindeki Türk baskısı da kaldırılmış olacak; savaÅŸa katılmak istemeyen Balkan devletleri, İtil¢f devletleri yanında yer almaÄŸa zorlanacaktı.

Yapısı bakımından, savunmaya elveriÅŸli olan boÄŸaz, Türkler tarafından mayınlanmıştı. Tabyalar, toprak ve taÅŸtandı. Zırhlı veya betondan tabya yoktu; ayrıca birçok sahte mevzi yapılmıştı. Savunma düzeni, dış, orta ve iç bölgeler olmak üzere üçe ayrılmıştı. Bunların kumandası Miralay Cevdet Bey’de idi. SavaÅŸ il¢nından birkaç gün sonra, 3 Kasım 1914′te İngilizler, Seddülbahir ve Kumkale tabyalarını topa tuttular. 19 Åžubat 1915′te boÄŸazın dış tabyaları tahrip edildi. Ayrıca, karaya çıkarılan askerler, tahrip iÅŸini tamamladılar. Bu harek¢tta Türkler, 19 top kaybetti. Dış savunmanın düşmesi, bazı ülkelerde büyük yankılara yol açtı. Bulgaristan, çekingen bir durum aldı. İtalya, İtil¢f devletlerine meyletti. Yunanlıların İstanbul’a girmelerini istemeyen Ruslar, 40 bin kiÅŸilik yardımcı bir kuvvet göndermeyi teklif etiler. Bunun üzerine İngilizler ve Fransızlar, boÄŸazları Ruslara vermeyi vaat ettiler. Bundan sonraki büyük taarruzun, Marmara Denizi’ne geçmek amacıyla, Fransız ve İngiliz savaÅŸ gemileri tarafından, 18 Mart 1915′te yapılması planlandı. Orta savunma tabyaları, sürekli olarak bombardıman edildi. Dış hatlara komandolar çıkarıldı. BoÄŸazdaki mayın tarama ve temizleme iÅŸi baÅŸarıyla yürütüldü. Fakat 7-8 Mart gecesi, Yüzbaşı Hakkı Bey kumandasındaki Nusret mayın gemisi, karanlık limana, sezdirmeden tekrar mayın döşedi. İtil¢f kuvvetlerinin 16 harp gemisi, 18 Mart 1915′te boÄŸaza girerek, tabyaları ateÅŸe tuttular. Gerek mayınlar ve gerekse bataryaların atışları ile İtil¢f kuvvetleri birçok gemi kaybederek geri çekildi.

18 Mart hücumu, Çanakkale’nin, karadan yardım görmedikçe geçilemeyeceÄŸini gösterdi. Bunun üzerine, İngiliz, Fransız ve Anzaklardan (Avustralya, Yeni Zelanda ordusu) kurulan 70 000 kiÅŸilik kuvvet, 25 Nisan 1915′te Seddülbahir ve Arıburnu bölgelerinde karaya çıkarıldı. Düşman kuvvetleri, 109 harp ve 308 nakliye gemisi ve özel çıkarma araçlarıyla denizden desteklenmekteydi. Bu çıkarmaya karşı savunma görevi, 5. Orduya verildi.

İlk çıkarmalar Seddülbahir, Arıburnu ve Kumkale’ye yapıldı. Bazı yerlerde baÅŸarı kazanan düşman, kesin sonuca gidemedi. Seddülbahir ve Arıburnu’nu almayı baÅŸaramadı. Binbaşı Mahmud Bey idaresindeki Türk kuvvetleri, düşmanın içi bölgelere sızmasını engelledi. İlk çıkarma günü, 19. Tümen kumandanı Mustafa Kemal Bey (Atatürk), 17. Piyade Alayını, Conkbayırı’na vaktinde yetiÅŸtirerek, Kocaçimen tepesinin düşman eline geçmesini önledi. Düşman, 25 Nisan 1915 harek¢tında, büyük kayba karşılık küçük bir köprübaşı elde edebildi, orada tutundu. Türk kuvvetleri, gecenin karanlığından faydalanarak düşmanı denize dökmek istediyse de, bu harek¢tta yer alan Arap askerlerinin baÅŸarısızlığı ve çıkarttıkları gürültü, buna imk¢n vermedi. Öte yandan, 15 000 kiÅŸilik Anzak kuvveti de karaya çıkarılmıştı. Aynı günlerde düşman Saros Körfezi’ne, BeÅŸike Limanı’na gösteriÅŸ çıkarmaları yaptı. Sonraki günlerde de Alçıtepe ve Arıburnu’nda Kocaçimen tepesini elde etmek için harekete geçti. Fakat, 5. Ordu kuvvetleri, büyük kayıplara raÄŸmen, düşmanı püskürttü. Bu arada yapılan Seddülbahir, Arıburnu ve deniz savaÅŸları çok kanlı geçti. Düşman, Seddülbahir’e 26 Nisan günü, top ateÅŸiyle hücuma baÅŸlamıştı. 1 Mayıs gecesi ve daha sonraki günlerde, 17 000 kiÅŸilik Türk kuvveti karşı saldırıya geçti. Fakat, bunda baÅŸarı kazanılamadı ve Türkler, 16 000 kayıp verdiler. İngilizlerin kaybı, 14 000 kiÅŸiydi.

Düşmanın ikinci hücumu, 6-8 Mayıs arasında, Alçıtepe’yi ele geçirmek oldu. Birkaç kere siperlere giren Fransızlar püskürtüldü. Sadece birinci hat siperleri, düşman elinde kaldı. 26 Nisan’da ve daha sonraki günlerde denizde savaÅŸlar oldu. Türklerin Nurulbahir adlı gemisi battı. Gülcemal vapuru yara aldı. Buna karşılık, İtil¢f kuvvetlerinin Goliath zırhlısı batırıldı.

14 Mayıs’ta İngiliz harp komitesi, savaÅŸa devam kararı aldı ve İngiliz kabinesinde bazı vekiller deÄŸiÅŸtirildi. 18 Mayıs’a kadar nemli çarpışma olmadı. Haziran ayında, kanlı siper muharebeleri yapıldı. 4 Haziran’da 50 000 kiÅŸilik İngiliz ve Fransız ordusu, 25 000 kiÅŸilik Türk ordusu üzerine, top ateÅŸi desteÄŸinde taarruza geçti. Taarruzda zırhlı araçlar da kullanıldı. Bu hücum, Çanakkale’deki en kanlı muharebe oldu. Düşman, bazı Türk siperlerine girdi. 9 Temmuz’da Seddülbahir kumandanlığına Vehip PaÅŸa getirildi. Biraz sonra Kerevizdere savaÅŸları baÅŸladı. Çıkarmanın baÅŸlamasından 70. güne kadar Türk ordusu, 100 000 kayıp verdi. Her ÅŸeye raÄŸmen düşman ilerlemeyi baÅŸaramadı, yeni bir çıkarma yapmaya karar verdi. Amaç, Anafartalar platosunu ve Kocaçimen’i ele geçirmekti. Taze kuvvetler, AÄŸustos başında Suvla kıyılarına, baskın halinde çıkarma yaptılar. Bunun üzerine Mustafa Kemal’in emriyle 28. ve 41. alaylar, 10 AÄŸustos’ta hücuma hazırlandı. Kumandanın kısa bir konuÅŸmasından sonra, süngü hücumu baÅŸladı. Düşman, siperlerinde bastırıldı. Türkler, Åžahinsırt’a kadar ilerledi. SavaÅŸ sırasında, Mustafa Kemal’in göğsüne bir ÅŸarapnel parçası çarptı. Düşman, Mustafa Kemal’in yönettiÄŸi bu harek¢tla, ağır kayıplar vererek püskürtüldü.

1915 yılının sonbahar ayları, kanlı fakat sonuç alınamayan çarpışmalarla geçti. Türk baÅŸkumandanlığı, 1. Orduyu Gelibolu’ya yolladı. Böylece Türk ordusu, 21 tümene çıktı. BaÅŸlangıçta üç gün içinde Çanakkale BoÄŸazını geçeceklerini sanarak giriÅŸtikleri savaşı bir an önce sonuçlandırmak isteyen İtil¢f Devletleri, yeni kuvvetler saÄŸlamaÄŸa çalıştılarsa da sonuç alamadılar. General Charles Monroe, Çanakkale’nin boÅŸaltılması gereÄŸini belirten bir rapor verdi. Bunun üzerine, 5 Aralık tarihinde iki İngiliz tümeni, Sel¢nik’e gönderildi. Kasım ayında baÅŸlayan yaÄŸmur ve kar fırtınası, siperlerde birçok askerin boÄŸulmasına sebep oldu. Bu fel¢kette düşmanın kaybı da çoktu.

Limanda birçok küçük gemi battı. Neticede çıkarma sahaları, düşman tarafından boÅŸaltıldı. Gizlice yapılan boÅŸaltma harek¢tı sonucu, Ocak 1916′da Gelibolu yarımadası tamamen bırakılmış oldu. Bu arada bazı çarpışmalar da oldu. Anafartalar ve Arıburnu çekilmesi sırasında dikkati dağıtmak için, düşman, 19 Aralık günü Seddülbahir bölgesine saldırdı. Buraya döşenmiÅŸ olan mayınlar, Türklerin düşmanı takibine imk¢n vermedi.

Çanakkale, I. Dünya Savaşında Türkiye’nin çarpıştığı on cepheden biriydi. Türk kara ordusu, savaÅŸ araç ve gereçleri bakımından çok zayıftı. Burada görev alan Türk deniz kuvvetleri, 1911-1912 İtalyan ve 1912-1913 Balkan savaÅŸlarında yıpranmış durumdaydı. SavaÅŸ sırasında Türkiye, müttefiklerinden beklediÄŸi yardımı göremedi. Sadece Alman subayları, Türk subayları yanında görev aldılar. Avusturya’nın yardımı, iki bataryadan ibaret kaldı. Beklenen silah ve malzeme yardımı saÄŸlansaydı, sonuç çok daha farklı olabilirdi.

Çanakkale savaÅŸları, 8,5 ay sürdü. Türk ordusunun karşı koymasıyla, Çanakkale, Irak, Filistin cephelerinde bir milyona yakın İngiliz ve Fransız askeri, batıdaki ana cephelerinden uzak tutulmuÅŸ oldu. SavaÅŸlar, iki taraf için de büyük kayıplara sebep oldu. İtil¢f devletleri, Çanakkale’ye önce 70 000 kiÅŸi göndermiÅŸlerdi. Sonradan bu kuvvet 500 bin kiÅŸiye çıkarıldı. Bunun 400 000′i İngiliz, 79 000′i Fransız ordusundandı. İngilizlerin kaybı, 115 000′i ölü, yaralı, esir ve memleketine gönderilen, 90 000′i hasta olmak üzere 205 000 idi. Fransızların kaybı 47 000′di. Türklerde ise ÅŸehid, yaralı ve hasta sayısı, 252 300′ü buldu.

Çanakkale’de MehmetçiÄŸe kimyasal silah
Çanakkale Zaferi’nin 90. yıldönümü kutlanıyor. BaÅŸbakanlık Osmanlı ArÅŸivi’nden çıkan yeni bir belge, savaÅŸla ilgili korkunç bir gerçeÄŸi ortaya çıkardı: İtilaf Devletleri MehmetçiÄŸe karşı kimyasal silah kullandı. Savaşı anlatan rakamlar ise oldukça manidar. 10 bin askerimiz kayıplara karışmış.
20 Temmuz 1915. Yer Çanakkale… SavaÅŸ bütün dehÅŸetiyle sürüyordu. Reuter Telgraf Ajansı’nın Çanakkale muhabiri, Londra’daki ajans merkezine savaşın gidiÅŸatını anlatırken insan® boyutu öne çıkan bir haber geçer: “Türkler pek merdane ve soylu bir tarzda harp ediyor. Bunlardan biri ÅŸiddetli ateÅŸ altında olduÄŸu halde askerlerimizden birinin yarasını sarmak gayretinde. DiÄŸeri yaralı bir Avustralyalı askerin yanına bir ÅŸiÅŸe su bırakarak insan® bir harekette bulunuyor. Mert Türk askerlerinden bir baÅŸkası İngiliz siperlerinden uzak bir mevkide yaralı düşüp saatlerce aç ve güçsüz kalan İngiliz askerine ekmek vererek yüce bir davranış gösteriyor. Türklerle çarpışan İngiliz askerlerinin hemen hepsi Türkler tarafından İngiliz esirlere iyi muamele yapıldığı konusunda hemfikir.”
Çanakkale BoÄŸazı giriÅŸinde batan Saphir adlı Fransız denizaltısından Türk askerleri tarafından kurtarılan Elektrik ÇavuÅŸu Logal ailesine gönderdiÄŸi mektupta, nasıl bir esaret geçirdiÄŸini ÅŸu cümlelerle anlatıyor: “…Tahlisiye sandalı gelinceye kadar yarım saat suda kaldık. KurumuÅŸ yapraklar gibi tir tir titriyorduk. Lakin bereket versin, Türk zabitleri bizi pek hoÅŸ karşıladı. Sandal içinde zabitlerden birisi bana ceketini bile verdi. Türk mülazımı kıyafetine girdim. Bizi hemen ısıttılar. Bir ÅŸiÅŸe rom getirdiler. Bir nefesçik rom çekmek, bilsen ne kadar büyük bir iyilik icra etti. Bizi bir kışlaya götürdüler. Orada bize elbise verdiler. Zira denize düşerken çırılçıplak olmuÅŸ idik. Bizi İstanbul’a getirdiler. BulunduÄŸumuz mahalleye arada sırada Türk zabitler geliyor. Bize sigara paketleri ikram ediyorlar. Hemen ekserisi Fransızca biliyor. Halbuki biz baÅŸka türlü muamele göreceÄŸimizi zannediyorduk.”
Çanakkale’de sadece askerler savaÅŸmadı. Aynı zamanda, farklı dünya görüşleri de mücadele etti. Hem de insan olma konusunda… Düşmanının canını kurtarmak için çırpınmak, matarada kalan bir yudum suyu düşman askerine vermek baÅŸka türlü nasıl izah edilebilir ki? Reuter muhabirinin geçtiÄŸi haber ile ÇavuÅŸ Logal’ın ailesine gönderdiÄŸi mektup bu örneklerden sadece birkaçı. Ancak, madalyonun bir de öteki yüzü var. İtilaf Devletleri, Çanakkale’de direnen Osmanlı askerini yok etmek için her türlü yolu denemekten çekinmedi. Uluslararası savaÅŸ kuralları yok sayılıp siviller katledildi, hastaneler bombalandı. Dahası topyek»n bir öldürme operasyonu için kimyasal silahlar bile kullanıldı.
Mehmetçik gaz karşısında çaresiz
BaÅŸbakanlık Osmanlı ArÅŸivi’nde görevli uzmanlarca ortaya çıkarılan yeni bir arÅŸiv belgesinde İtilaf Devletleri’nin Türk askerlerine karşı boÄŸucu türden gaz içeren kimyasal silah kullandığı belirtiliyor. Belgeye göre, Osmanlı askeri kimyasal silahlar karşısında çaresiz kalıyor. Belgede gazın hangi ülke kuvvetleri tarafından kullanıldığı belirtilmiyor. VerdiÄŸi zarar konusunda da bir bilgi yok. Fakat, araÅŸtırmacılar binlerce askerin kimyasal silahların tesiriyle ÅŸehit düşme ihtimalinin olduÄŸunu belirtiyor ve muhtemelen İngilizler tarafından böyle bir yola baÅŸvurulduÄŸu görüşünde birleÅŸiyor.
2 Temmuz 1915 tarihinde BaÅŸkumandan vekili namına MüsteÅŸar imzasını taşıyan ve cepheden Hariciye Nezareti’ne gönderilen belgede düşman kuvvetleri tarafından kimyasal silahlar kullanıldığı belirtilip tarafsız ve dost devletlerin olayı protesto etmesi isteniyor. Dost devletlerin insanlık dışı bu hadiseyi protesto ettiÄŸine dair bir bilgiye rastlanmıyor; ama bu belge Çanakkale’yi kimyasal silahların kullanıldığı savaÅŸlar arasına sokuyor. Daha önce 19. yüzyılın sonlarında Fransızlar Almanlara karşı zehirli gaz kullanmış, aynı ÅŸekilde Almanlar da Fransızlara misillemede bulunmuÅŸtu

DÜNYA SAVAÅžI’NDA OSMANLI iMPARATORLU�U

I.Dünya Savaşı Osmanlı’nın istemeden de olsa girdiÄŸi büyük bir savaÅŸtır. İtilaf Devletlerini oluÅŸturan İngiltere, Rusya gibi ülkelerle Almanya’nın sanayi devriminden sonra hızlanan büyüme ve kaynak bulma arayışının bir sonucu olan bu savaÅŸta tüm gözler Osmanlı’nın üzerine dikilmiÅŸ paylaşılma ümidiyle hayaller kurulmuÅŸtur.

Çok kötü bir ekonomi ve henüz yeni çıktığı Balkan savaşının verdiği yorgunlukla acz içinde yönetilen ülkenin kendini bu savaşın içinde bulması çok da zor olmadı.

• I.BÖLÜM ” SAVAÅžTAN ÖNCEKİ DURUM ”

1.) MEMLEKETİN GENEL DURUMU

1914′lü yıllarda Osmanlı, Avrupalıların deyimiyle DoÄŸunun ” Hasta Adam” yorgun ve halsizdi. 1. Dünya Savaşı’na girecek durumda deÄŸildi. Daha yeni çıktığı Balkan Savaşının yaralarını saracak zaman bile bulamamıştı. 1911 Trablusgarp ve 1913 Balkan muharebeleri yenilgileri Osmanlı’nın adeta belini bükmüş ve kendisine gelmesi çok zor olan bir süreç içerisine girmesine neden olmuÅŸtur.

Genç Türklerin iktidara geldiÄŸi 5 yıl içinde büyük toprak kayıplarına uÄŸramıştı.örneÄŸin; ” Bulgaristan bağımsızlaÅŸmış, Selanik, Girit, Ege Adaları Yunanistan’a kaptırılmıştı. İtalya Trablusgarb’ı ve Oniki Ada’yı ele geçirmiÅŸ; İngiltere Mısır üzerine protektora ilanının ardından Kıbrıs’ı ilhak etmiÅŸti. ”

En değerli ordularını bozgunda kaybetmiş; kucak dolusu paralar ödenerek dışarıdan satın alınmış silah top cephane ne varsa onlarda ekim ve kasım ayının çamurlu, yolsuz Rumeli topraklarında düşmana terkedilmişti. Koca imparatorluk çağın, sanayi devriminin, bilim ve teknolojinin çok gerilerinde kalmış: zengin Avrupalıların kapitülasyon denen ekonomik ve mali boyunduruğu altında ezikti.

Ülkede ne sanayi denebilecek bir tesis, ne de tam anlamıyla yapılan bir tarım vardı. Gaz yağından iÄŸnesine, silahından mermisine her ÅŸey için dışa bağımlı olan memlekete ne düzgün bir yol,ne bir liman, ne de fabrika vardı. İhmale uÄŸramış insanları fakir ve okutulmamış, devlet yönetimi çürümüş hazinesi tamtakır olmuÅŸtu.Çürümüş ,hazinesi tamtakır olmuÅŸtur ” Bir yıl öncesinden beri Alman askeri Türk ordusunda geniÅŸ ıslahat yapmış fakat Balkanlar’daki yenilgiler büyük zarar getirmiÅŸti.

Bir çok bölgelerde asker aylardan beri maaşını alamamış, orduda moral kalmamıştı. Donanmada mutsuz ve demode bir haldeydi. Çanakkale’deki Garnizon periÅŸandı. Silahları ise çaÄŸdışı idi.

2.) HÜKÜMETİN GENEL DURUMU

Siyasal durum ise tam bir karmaÅŸa idi. ” İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne baÄŸlı olan Genç Türkler, 1909′da padiÅŸahı tahtan indirerek pek çok çevrede özellikle aydın çevrede tam bir destek kazanmıştı.” Ama 5 yıllık savaÅŸ ve iç bunalımlar gereÄŸinden de fazlaydı. İmparatorluÄŸun derme-çatma hükümeti bir baÅŸka hükümeti iÅŸ başına getirerek kuvvetlenmek, durumu düzeltmek imkanı kaçırmış; Genç Türklerin enerjileri kendi baÅŸlarını kurtarmanın umutsuz ve yalın mücadelesinde tükenmiÅŸti.

Artık ne demokratik seçimlerden, ne özgürlükten, ne bütün ırkların eşitliğinden ne de hilal altında birleşmeden bahseden yoktu.

Mali yönden hükümet iflas etmiş: ahlak yönünden eski zorbalık ve irtikap günlerine geri dönülmüştü.

“BaÄŸdat ve Kudüs gibi dış eyaletlerde mahalli idareler korkutucu bir durumdaydı.Her an herhangi bir aÅŸiretin bağımsızlığını ilan etmesi mümkündü.”

Durum böyle olunca yani istikrarsız politikalar ardı arkasına uygulamaya devam edince İttihat ve Terakki yönetimi de gittikçe halkın gözünden düşmektedir. Çünkü politik durum tam bir keÅŸmekeÅŸti. İttihat ve Terakki’nin iktidara geliÅŸi ile Sultan Abdülhamit’in tahtan indirilmesi önceleri dünyanın her yerinde olduÄŸu gibi memleket içindeki çıkarcı çevrelerde iyimserlikle karşılanmıştır. Ancak aradan geçen beÅŸ yıl zarfında olup bitenler İttihat ve Terakki’ye oldukça sarsmıştır.

” Jön Türkler’in mücadeleleri politik bir kavga haline gelmiÅŸtir. Artık ilk günlerin parlak sözlerinden, serbest seçimlerden, daha öncede belirttiÄŸimiz gibi imparatorluÄŸu meydana getiren çeÅŸitli din ve milliyetteki unsurların eÅŸitliÄŸinden bahseden yoktu

II. BÖLÜM “I. GENEL SAVAÅžIN BAÅžLAMASI”

• 1.) SAVAŞ SIRASINDA OSMANLI HÜKÜMETİNİN İZLEDİ�İ POLİTİKALAR

Dünya kaçınılmaz bir paylaşım savaşına doÄŸru yönelirken, Osmanlı İmparatorluÄŸu da bu savaşın yanında sessiz yada baÅŸka bir deÄŸimle tarafsız kalmayacağını fark etmiÅŸti. Çünkü taraflardan hangisi kazanırsa kazansın Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun yeniden paylaşımı kaçınılmaz bir ÅŸekilde ortaya konacaktı. Bu durumda yapılabilecek en doÄŸru hareket “ölünecekse savaÅŸarak ölmek” sözünde özetlenebilirdi. Bu da yandaÅŸ aramak onunla birlikte savaÅŸa girmek demekti.

Halk ve İttihatçı üyeler Osmanlı’nın I.Dünya Savaşı gibi diÄŸer bir savaÅŸa girmesi taraftarları deÄŸillerdi. Bu arada alman Ordusu üyeleri askerimizi eÄŸitmeye baÅŸlamışlardı.

İttihatçılar Almanya yerine İngiltere ve Fransa’ya yakınlık duyuyorlardı. Almanya sadece Enver PaÅŸa ve diÄŸer subaylara yakın geliyordu. Çünkü, Almanya’da eÄŸitim görmüşlerdi. Almanlar da ittifakda çok istekliydi.

“İngiltere’nin parası vardı. Denizlere hakimdi. Fransa ve Rusya onunla beraberdi. Ancak İngilizler bizimle ittifak konusunda istekli deÄŸillerdi. Çünkü Genç Devrimcilerin hükümetini ciddiye almıyorlar, onların her an düşürülebileceklerinden korkuyorlardı. Genç Türkler Londra’ya Türk-İngiliz anlaÅŸma teklifiyle geldiklerinde bu sebeple atlatıldılar”.

GörüleceÄŸi üzere İngiltere, Genç Türkler’in iktidarına güvenmiyor ve onlarla ittifak yapma teklifini reddediyordu. Ancak durum böyle olmasına karşılık Osmanlı üyelerinden Hakkı PaÅŸa, İngiltere ile problemli konuları halletmek ve ittifaka zemin hazırlamak amacıyla Londra’ya gönderilmiÅŸtir.

Müzakerelerde ” Basra Körfezi ve Güney Arabistan’da karşılıklı nüfuz bölgeleri belirlenmiÅŸtir. Fırat ve Dicle nehir taşımacılığı imtiyazı İngiliz ÅŸirketlere verildiÄŸi gibi BaÄŸdat ve Basra mahalli tren inÅŸa imtiyazı da İngilizler’e bırakılmıştır. Bunlara karşılık İngiltere iktisadi kapitülasyonlardan-diÄŸer devletler de onaylarsa- vazgeçmeyi ve BaÄŸdat demiryolunun Basra’ya uzatılmasına itirazını geri alacaktı.”

DiÄŸer yandan Balkan savaÅŸları sırasında edinilen borçların tasfiyesi ve yeni borçlar için Maliye Nazırı Cavit Bey, Fransa’da faaliyettedir. Fransa da tıpkı İngiltere gibi borç yanında kapitülasyonlardan vazgeçmeye ancak diÄŸerleri vazgeçerse razı olacağını belirtmiÅŸtir.

“Son bir çare olarak 1914 Mayıs’ında Rus Çarı yaz tatili için Kırım’a geldiÄŸinde Talat PaÅŸa ziyaretine giderek ittifak teklifinde bulunmuÅŸtur.”

Rusya’nın o dönemdeki askeri gücünden bahsetmek gerekirse ordusunun çok güçlü ve disiplinli olduÄŸunu söylemek yerinde olacaktır. Ancak sanayii beklenmedik bir süre alan siper savaşı için gerekli olan bolca cephaneyi ve ağır obüs toplarını yeter ölçü ve zamanda yetiÅŸtirecek derecede geliÅŸmemiÅŸti. Bu bakımdan ise İngiltere ve Fransa geri durumdaydılar. Bunun yanında Rusya’nın en iÅŸlek liman ve demiryolları Karadeniz ve Baltık Denizi’ndeydi . Bu Rusya’nın birinci yoluydu. Bu yolu açıp kapamak Türkiye’nin elindeydi.

” Bu yol açık olsa hem Rusya demiryollarının cephe hizmeti dolayısıyla kuzeye, Petrograd’a yeter ölçüde taşıyamadıkları Ukrayna buÄŸdayını ihraç edip döviz sıkıntısını hafifletir ve Amerika’dan aldığı silah ve cephane ile sonsuz kalabalıklarını yeni savaÅŸ kurallarına göre donatabilirdi.”

Osmanlı Hükümeti için boğazları kapalı tutmak gerekli bir siyasaydı. Seferberlik de zorunluydu. İttihat ve Terakki büyüklerinde ne diplomasi, ne yönetim, ne de genel siyasa bakımından bir iktidar yoktu.

Bunu 5 yıl boyunca ( 1909-1914), imparatorluÄŸu öncekileri çok aÅŸan sonsuz ayaklanmalar içinde bunaldıktan sonra kendi istekleriyle savaÅŸa girmiÅŸ; onu alabildiÄŸince kötü yönetmiÅŸ, yenilince Almanya’ya kaçmış ; orada da rahat durmayıp Anadolu’nun milli mücadelesine binbir güçlük çıkarıp onu baltalamaya çalışmış olmakla göstermiÅŸlerdir. Yetenekli oldukları tek yön komitecilikti. Bu gibi kimselerin yerinde gerçek devlet adamları bulunsaydı BoÄŸazlar kapalı olarak uzun bir süre geçirilebilirdi. “Osmanlı’nın savaÅŸa katıldığı Ekim 1914′te karşı taraf BoÄŸazlar’ı açmamız için baskıda bulunmaya baÅŸlamıştı.”Ancak ne ilginçtir ki savaÅŸ sırasında BoÄŸazlar’ı açma konusunda aceleci davranmışızdır.

“1914 sonlarında İngiltere’de Çanakkale saldırısı düşünüldüğü sırada esas amaç Rusya ile kolay ve verimli bir yoldan baÄŸlantı kurmak olmayıp Osmanlı’yı en can alacak noktasından tehdit ederek onun Mısır’a kuvvet göndermesini ve daha sonra da Sarıkamış vuruÅŸmaları sırasında Rusya’ya aşırı baskı yapmasını önlemekti. Buna göre Osmanlı’ya karşı BoÄŸazlar’dan geçit vermesi için baskı ancak 1915 başında veya yazında baÅŸlayabilir ve diplomasi kuralları gereÄŸince nota alıp vermeleriyle daha birkaç ay kazanabilirdi.”

Hele savaÅŸa kendimiz deÄŸil, 3 düşman devlet baÅŸlamış olurdu ki bunun “kıyılanlar” dünyasında önemi büyük olurdu. İngiltere Hükümeti de bundan çekiniyordu. Bu yol tutulacağına Talat, Enver, Cemal takımı İslam alemini ayaklandırmak “Turanı kurtarmak ve buna benzer hayallerle savaÅŸa katılmaya kararlı idiler. Bu anılan üçlüden en hırslı ve bilinçsizi Enver PaÅŸa idi. Ordu ve donanmayı gitgide daha büyük ölçüde Almanlar’ın eline vermiÅŸti ve bunlar Üçlü AnlaÅŸma devletleriyle aramızdaki gerginliÄŸi arttırmak ve Osmanlı subayları arasında savaÅŸa katılma isteÄŸini yaratmak ve arttırmak için her ne olanaklı idiyse onu yapıyorlardı. Enver PaÅŸa’nın düşüncesine göre Almanlar, savaÅŸ çıkacak olursa Osmanlılar aleyhine geniÅŸlemeye kalkışacaklardı. Özellikle hala Ermeni terörizminin ve kışkırtmacılığının sürdürüldüğü doÄŸuda bu kesindi. Rusya ise üçlü anlaÅŸma içinde olduÄŸundan İngiltere ve Fransa’dan yardım beklemek güç olacaktı. DiÄŸer yandan Almanya’nın OrtadoÄŸu’da toprak sorunu yoktu. “Almanya’nın stratejik çıkarları Ruslar’ın daha fazla ilerlemesini önlemekte yatıyordu. Müttefiki Avusturya uzun süredir Osmanlı topraklarına göz dikmiÅŸse de Bosna ve Hersek’i almakla karşısına çıkan azınlık sorunlarını topraklarına yeni İslav toprakları katarak arttırmak istemeyecekti. Enver PaÅŸa’nın düşüncesine göre Alman taraftarı olmak Osmanlı çıkarları arasında çok daha önemliydi. Çünkü eÄŸer Osmanlı , Almanya yanında savaÅŸa katılacak olursa Rusya’nın içinde olduÄŸu itilaf grubu Balkanlar’daki ilerleyiÅŸine bir son verecekti. Ayrıca o günkü ÅŸartlar göz önüne alınacak olursa Osmanlı’nın Almanya’dan baÅŸka yandaÅŸlara da ihtiyacı vardı. Bunlardan Bulgaristan ile ittifak gayretindeydi.

” Osmanlı’nın savaÅŸa girmesinden önceki 4 ay içinde dış politika tek gayreti Bulgaristan’ı ittifaka çekebilmek için Talat Bey ve Halil Bey , Sofya’ya giderek Bulgar yetkilileriyle gerekli temasları yapmışlardı. Bulgar’lar ise Bulgaristan’daki Rus yanlılarının karşı hareketinden korkuyorlardı. Bu arada kuzey komÅŸuları olan Romanya’nın da Alman yandaÅŸları arasında olmasını istiyorlardı. Böylece kuzey sınırı güvence altına alabileceklerini hesaplıyorlardı. Bunu saÄŸlayabilmek için Talat Bey’le Halil Bey Romanya’ya gittiler. Romenler tarafsızlık garantisi verdiler.” Bu anlaÅŸmayla kuzey sınırımız güvence altına alınmış; en azından muhalif ülkeden kurtulmuÅŸ oluyorduk.

Åžimdi en önemli sorun Almanya ile yapılacak ittifakın ÅŸartları ve uygunluÄŸu konusuydu. Almanya ile baÄŸlantılardan sadece Enver PaÅŸa ve Sadrazam Halim PaÅŸa haberdardı. Bu da padiÅŸahın iktidarının ne kadar zayıfladığının bir göstergesi idi. Sonunda anlaÅŸma yapılmaya karar verildi. ” AnlaÅŸma, Avrupa’da savaÅŸ baÅŸladıktan sonra 2 AÄŸustos 1915′de imzalandı.”

“Cemal PaÅŸa anılarında Almanya ile akdin savaÅŸtan önce yapıldığını söyler. İttifak muahidesini hazırlayanlar Sadrazam Said Halim, Harbiye Nazırı Enver PaÅŸa , Dahiliye Nazırı Talat ve Meclis-i Mebusan reisi Halil Bey’lerdir. Cemal PaÅŸa henüz Fransız yanlısı olduÄŸu için kendisine haber verilmemiÅŸtir.”

Evet anlaşma görüldüğü gibi taraftar olan yani Alman yanlısı olan kimselerin isteği sonucunda imza edildi. Anlaşma bazı maddeleri içeriyordu.

Buna göre 28 Temmuz’da Sırbistan’a savaÅŸ ilan eden Avusturya’ya Almanya’nın yardımı Rusya’ya karşı bir savaÅŸa yol açarsa Osmanlılar Mihver Devletlerini desteklemek için müdahale edecekti. Almanya da buna karşılık Osmanlı toprak bütünlüğünün korunmasına yardımcı olacaktı.

Åžimdi hükümet liderlerinin baÅŸlıca sorunları kamuoyuna ve toplantıda bulunduÄŸu sürece anlaÅŸmaların Mebuslar Meclisi’nce onaylanması gerektiÄŸi hükmüne karşın imzaladıkları anlaÅŸmayla imparatorluÄŸa yüklenen yükümlülüklerin nasıl yerine getirileceÄŸi idi. AnlaÅŸma hükümlerine yine dönecek olursak;

” Sait Halim PaÅŸa Almanya’dan Ege Adaları ile Batı Trakya’yı istiyor;Yunanistan ile Bulgaristan’a baÅŸka yerlerden toprak ödünü verilmesini öneriyordu; Batı cephesindeki durgunluk ve Ruslar’ın doÄŸudaki zaferleri Osmanlı barış yanlılarının durumlarını güçlendiriyor; Enver PaÅŸa’yı ise köstekliyordu. 7 Eylül’de kapitülasyonların kaldırılması özellikle itilaf devletlerinin ekonomik çıkarlarına büyük bir darbe indirilmesine sebep oluyordu. Almanya ile imzalanan antlaÅŸma, içerisinde ve hatta sarayda bazı duraksamalara yol açmışken, Enver PaÅŸa bir Bakanlar Kurulu kararı almak gereÄŸini bile duymadan hemen aynı gün seferberlik emrini vermiÅŸtir.”

Hükümet de yine aynı gün Mebuslar Meclisi’nin kapatılması için padiÅŸahtan aldığı onayı yürürlüğe koymuÅŸ ve devlet borçlarının ödenmesinin ertelendiÄŸini ilan etmiÅŸtir. İstanbul’da bu geliÅŸmeler olurken Alman Genel Kurmay BaÅŸkanı Moltke DışiÅŸleri’ne gönderdiÄŸi yazıda;Türkiye’nin Rusya’ya derhal savaÅŸ ilan etmesini ister.

Osmanlı Genel Kurmayı savaşın nasıl geliÅŸeceÄŸini hiç beklemeden Almanya’nın yanında yer almak için hazırlıklara baÅŸlarken, Alman Genel Kurmay’ı da Çarlık Rusyası’na ve Müslüman İngiliz sömürgelerine harekete geçmek olarak saptamıştı.

Alman gemileri Çanakkale BoÄŸazı’na doÄŸru yol alırken Osmanlı hükümeti, İngiltere ve Fransa elçilerine, salt vatan topraklarını korumak amacıyla seferberlik ilan edildiÄŸini söylemiÅŸ; Sırp hükümetine de savaÅŸta yansız kalacağını bildirmiÅŸti.

Daha önce de belirttiÄŸimiz gibi Sultan Mehmet ReÅŸat’ın bu anlaÅŸmadan haberi yoktu. Bu durum padiÅŸahlık makamının devre dışı bırakıldığını gösteriyordu.

O dönemde iktidarda bulunan İttihat ve Terakki Partisi’nin öncü kadrosu, yapısı itibariyle silik ve sessiz bir kiÅŸiliÄŸe sahip 72 yaşındaki ihtiyar padiÅŸah Mehmet ReÅŸat’ı görüldüğü üzere bir kenara itmiÅŸ; dilediÄŸince iÅŸ görmekteydi.

Yine anlaÅŸmada belirtildiÄŸi üzere ” Osmanlı-Almanya- Avusturyalılar arasında 8 maddelik bu gizli anlaÅŸmanın 2. maddesi gereÄŸince Rusya’nın Almanya ve Avusturya ile savaÅŸa girmesi halinde Osmanlı imparatorluÄŸu da müttefiklerinin yanında Rusya’ya karşı savaÅŸa girecekti. Halbuki Rusya ile Almanya ve Osmanlı yönetiminin haberi olmadan Avusturya arasında savaÅŸ imzadan bir gün önce baÅŸlamıştı.”

Bu anlaÅŸma dahilince Osmanlı’nın savaÅŸ hazırlıklarını bitirene kadar tarafsızlığını koruması kararına varıldı ve anlaÅŸma bütün dünyadan gizlendi.

“Osmanlı hükümeti 2 AÄŸustos 1914 günü ” silahlı tarafsız” lığını ilan etti ve ertesi günü yani 3 AÄŸustos’ta seferberlik uygulamasına baÅŸladı ” İngiltere, Fransa ve Rusya, Osmanlı devletine tarafsız kalmasını, böylelikle toprak bütünlüğünün korunacağını garanti etmiÅŸlerdir.Ancak Osmanlı bu sözlerin tutulmayacağını bildiÄŸi için pek aldırış etmemiÅŸtir.

Hükümet , meclisin muhalefetini önlemek için kasıma kadar tatil ederken basına da sıkı bir sansür uygulamasına başlamıştır.

“Buna mukabil 2 AÄŸustos’ta İngiliz parası ödenerek İngiliz tersanelerine sipariÅŸ edilmiÅŸ olan ” ReÅŸadiye ve Sultan Osman “adlı iki savaÅŸ gemisine el koymuÅŸtur.

Bu arada Enver PaÅŸa’nın 5 AÄŸustos’ta Ruslar’a bir teklifte bulunduÄŸu görülmektedir. Buna göre “Kafkaslar’daki Osmanlı orduları çekilecek , Balkan Devletleri Rusya’ya savaÅŸ açarsa onlara karşı kullanmak üzere Osmanlı Devleti Rusya’ya bir ordu tahsis edecek, Alman askeri heyetini topraklarından çıkaracaktır. Bunlara karşılık Osmanlı yönetimi meridyen hattına kadar Trakya’dan arazi ve Adalar Denizi’ndeki adalarını istemiÅŸtir. Ayrıca Rusya ile 10 senelik bir savunma iÅŸbirliÄŸi yapacaktır.” Fakat bu anlaÅŸma teklifleri kabul edilmemiÅŸtir.

AÄŸustos’ta Cemal PaÅŸa İngilizler’e yeniden anlaÅŸma önerdiÄŸinde aldığı cevap: “Osmanlı devletinin harbe girmesini istemiyoruz. Sizden istediÄŸimiz kat’i bitaraflıktır. Gerekirse toprak bütünlüğünüz için müşterek bir senet verebiliriz.” olmuÅŸtur.(20) Durum açıktır. Herhangi bir ittifaka girmeyecek Osmanlı Devleti’ni, Almanya’yı yendikten sonra istedikleri gibi paylaÅŸacaklardı. Ancak Osmanlı’nın Almanya safında savaÅŸa girmelerinden endiÅŸelendikleri için oyalama safında hareket etmiÅŸler, elden geldiÄŸince tarafsızlık durumunu devam ettirmeye çalışmışlardır. Yani görüldüğü üzere İtilaf Devletleri Osmanlı’ya sundukları önerilerle onu önce tarafsız kılmak ardından da aralarında paylaÅŸmak amacındadırlar.Osmanlı’nın savaÅŸa girmesini kimi kesim isterken kimileride hazırlıklı olmadığı gerekçesiyle karşı çıkmışlardır.

Bunlardan ” Cavit Bey savaÅŸa Almanya yanında girmeye karşı çıkanlardandır. Çünkü örneÄŸin mason locasının tutumu, sürekli iliÅŸki içinde bulunan finans çevreleri vb. nin etkisi buna sebeptir.

Talat Bey’in ise savaÅŸtan yana olduÄŸunu görüyoruz. Enver PaÅŸa da olaya ne ölçüde “şövalyeci” bir tutumla, geleceÄŸin ünlü serdarı olma rüyaları içinde bakıyorsa, Talat Bey de sezgilerinin uyarısı ile kaderci bir yaklaşımla son çırpınışı ve savaşımı Türk’e yaraşır bir biçimde yapmak açısından savaÅŸ istiyordu.

Cemal Paşa da savaşı istemektedir. Bunlardan Sait Halim Paşa ise kırgındır. Çünkü açık bir şekilde istifa edeceğini sadrazamdan habersiz böyle eylemlere girişilen bir yerde hükümet başkanı olarak kalmanın anlamı olmadığını söyledi.

Fakat Talat Bey ve diÄŸerleri buna bir çözüm bulunacağını söyleyerek istifasını geri aldırmışlardır.”

2.)OSMANLI HÜKÜMETİ’NİN SAVAÅžA GİRİŞİ

Her ne kadar Osmanlı Hükümeti yönetimi ve bilhassa savaÅŸa taraftar olmayan Sadrazam Halim PaÅŸa, Maliye Nazırı Cavid Bey ve diÄŸer üyeleri yapılan anlaÅŸmanın savunma amaçlı olduÄŸunu iddia etseler de Almanya’nın hemen ertesi günü Osmanlı’ya savaÅŸa girme zemini hazırlamaya baÅŸladığı görülmüştür.

” 3 AÄŸustos’ta da Fransa’ya ve sömürgelerine karşı faaliyet için Akdeniz’de bulunan Goben ve Breslau zırhlılarına hemen İstanbul’a gitmeleri emri verilmiÅŸtir. İngiliz’lerin peÅŸinden geldiÄŸi gemiler önce İzmir’e 10 AÄŸustos’ta da Çanakkale’ye gelmiÅŸlerdir. Hükümetin bilgisi haricinde Harbiye Nazırı Enver PaÅŸa’nın özel izniyle BoÄŸazlardan geçmiÅŸlerdir.”

Gemilerin boÄŸazlardan geçiÅŸleriyle ilgili bazı spekülatif bilgilerde mevcuttur. ÖrneÄŸin; Talat PaÅŸa anılarında; Goben ve Breslav gemilerinin kasıtlı olarak Osmanlı’yı savaÅŸa sokmak için Çanakkale’ye sığındıklarını kabul etmez. Çünkü “Bu iki gemi önce İtalya limanlarında bulunuyordu. İtalya tarafsız kalıp ta gemilerin karasularını belirli bir süre içerisinde terketmelerini isteyince Goben ve Breslav Akdeniz’e açılmak durumunda kalmışlardır. Cebelitarık ise İngiltere Deniz Kuvvetleri tarafından kapatılmıştır. Bu sebeple Akdeniz’de gidebilecekleri tek yer Almanya ile yandaÅŸ olan Osmanlı karasularıydı. Zaten peÅŸlerindeki İngiliz donanması da onları bu yöne doÄŸru itmekteydi.” ÅŸeklinde bilgi verir.

Evet Osmanlı’nın savaÅŸa girmesini ittihatçı üyelerden bir kısmı bazı sebeplerden dolayı istiyordu. Bunun sebeplerinden bazılarını daha önceki konularımızda belirtmiÅŸtik.İttihatçıların Osmanlı’yı harbe sokmak istemelerindeki diÄŸer bir sebep de uzun süreceÄŸi muhakkak bir dünya badiresi boyunca askeri ,idare ve harp hali sayesinde mevkilerini muhafaza etmek ve birde bir ihtimalle Almanya galip geldiÄŸi taktirde muzaffer bir ülke nüfuzunu kazanarak iÅŸ başında gediklileÅŸmektedirler.

Talat ve Cemal Beyler hatıralarında gemileri Enver’in içeriye aldığını yazarlar.

Ancak ” Alman Sefiri Wangenheim hatıratında bu gemilerin meselesinin ittihatçılarla Almanlar arasında önceden kararlaÅŸtırılmış bir mesele” olduÄŸunu yazmaktadır.

Evet hakkında bu nedenli farklı söylemler olmasına karşın var olan bir gerçek var ki o da gemilerin boğazlardan girerek I. Dünya savaşında yerimizi almamızı sağlamalarıdır. Ayrıca dikkatimizi çeken bir nokta da hükümetin bilgisi haricinde olayın olup bitmesidir.

Gemilerin Çanakkale BoÄŸazı’na giriÅŸlerinin hemen ardından takip eden İngilizler’in 4 saat sonra boÄŸaza geldiÄŸi göz önüne alındığında maksadın kısmen yönlendirme olduÄŸu anlaşılmaktadır. Amaç Osmanlı’nın donanmasının güçlenerek boÄŸazları tek başına Ruslar’a bırakmamalarını saÄŸlamak düşüncesinden de kaynaklanmış olabileceÄŸini söyleyebiliriz.

Gemiler boğazlardan geçtikten sonra İtilaf Devletleri yaptıkları tarafsızlık anlaşmalarına göre gemilerin 24 saat zarfında Türk karasularından çıkarılmasını ya da hemen silahlarından arındırılması gerektiğini bildirerek Osmanlı hükümetini protesto etmişlerdir.

Hükümet bunun üzerine Halil MenteÅŸe Bey’in teklifi üzerine gemileri satın alma yoluna gitmiÅŸtir.

Almanya’nın Osmanlı Devleti’ni bir an önce savaÅŸa sokmak için uÄŸraÅŸmasının ardında beklediÄŸi yararlar:

• a) Kafkas Cephesi’ne Rus kuvvetlerinin önemli bir kısmını çekerek Almanya’nın Avusturya’nın doÄŸu ordularının yükünü hafifletmek

• b) Süveyş kanalını kapamak veya hiç olmazsa orada büyük miktarda İngiliz gücünü meşgul etmek.

• c) Osmanlı hilafetinin manevi gücünü kullanarak İngiliz, Fransız sömürge müslümanlarını ayaklandırmak ve Rusya da müslümanları harekete geçirmek” olarak sayabiliriz.

Ayrıca Osmanlı’nın dini nüfuzundan da yararlanmayı düşünüyordu.

Sonunda Osmanlı da savaÅŸa girmiÅŸti. Gemiler boÄŸazdan geçtikten sonra mürettebatı başına fesler giyerek sanki Türk donanmasının denizcileriymiÅŸ gibi davranışlar yapmaya baÅŸlamışlardır. Bunun üzerine Alman PaÅŸası Weber, Çanakkale BoÄŸazı’nı kapattırdı. Bundan Türkler’in de haberi yoktu. Durumdan haberi olanlar yalnızca Enver PaÅŸa ve kabine arkadaÅŸlarıydı. Aynı zamanda bu durum diÄŸer ülkeleri de telaÅŸlandırmıştır.

Rusya’nın ise neredeyse hayat yolu kesilmiÅŸti.

“Birkaç hafta içinde Karadeniz’den gelen Rus buÄŸdayı yüklü gemiler Haliç’te tutuldu. 29 Ekimde Goben ve Breslav Karadeniz’e açılarak Odessa Sivastopol ve Navrossis’de ki Rus tahkimatını bombardıman ettiler.” Bunun üzerine 30 Ekimde İngiliz ve Fransızlar da Türkiye’ye karşı harekete geçti. Bu sıralarda Enver PaÅŸa , Mustafa Kemal’i Sofya’ya Türk elçiliÄŸine ateÅŸelik görevine göndererek oradan uzaklaÅŸtırdı. Çünkü Mustafa Kemal Osmanlı’nın henüz savaÅŸa girecek durumda olduÄŸuna inanmıyordu. Bunun için henüz erken olduÄŸunu düşünüyor; ayrıca Almanlar’a da güvenmiyordu. Mustafa Kemal savaÅŸ baÅŸladığını öğrenince Sofya’dan telgrafla aktif hizmete verilmesini istemiÅŸ, ancak Alman aleyhtarı olduÄŸu için kabul edilmiyordu.

Kendisine haber gönderildiÄŸi zaman o zaten kendiliÄŸinden iÅŸi bırakarak Türkiye’ye dönmeye hazırlanıyordu. Daha sonraları Çanakkale cephesinde gösterdiÄŸi baÅŸarı adını Türk dünyasına duyurmasına yardımcı olmuÅŸtur.

Rus limanları bombardıman edildikten sonra ” Rusya fiilen 31 Ekim’de DoÄŸu Beyazid’in kuzeyinden sınırı geçmiÅŸ , İngiliz’ler de ertesi gün Akabe’yi bombalamışlardır. 3 Kasım da Rusya; 5 Kasım da Fransa ve İngiltere Osmanlı’ya savaÅŸ ilan etmiÅŸtir. Osmanlı’nın karşı savaÅŸ ilanı ise 11 Kasım 1914 de yapılmıştır. PadiÅŸah V. Mehmet ReÅŸat savaÅŸ ilanında 3 gün sonra 14 Kasım 1914 de “Cihad-ı Ekber”ilan etmiÅŸtir.”

Cihat fetvasındaki amaç İngiltere, Fransa, Rusya, Sırbistan, KaradaÄŸ ve müttefikleri hakimiyet ve esaretleri altında bulunan müslümanları bu devletlere karşı ayaklandırmak; bu devletlerin müslüman tebaasından toplayacakları askerleri de Osmanlı Devleti ve müttefikleri Almanya, Avusturya ve Macaristan’a karşı harp etmekten vazgeçirmek olarak düşünebiliriz. Fakat sonucu açısından beklenilenin olmadığını söyleyebiliriz. Cihad fetvası istenilen sonucu vermediÄŸi gibi tesirsiz de kalmamıştır. İslam dünyasının hemen her yerinde bir heyecan dalgası uyanmış; Hindistan’da, Mısır’da, Trablus’ta, Çin’de, Rusya’da yer yer hadiseler, kıpırdanmalar ve kıyımlar görülmüştür.

“İngilizler bu devrede Sultan Hamid’i yıkarken Jön Türkleri göklere çıkarmışlardır; cihat fetvasından sonra ise “Bunların dinsizlerden oluÅŸtuÄŸunu, halifeyi esir ettiklerini , kendilerinin onu kurtaracaklarını ” ilan edip durmuÅŸlardır. Ayrıca İngilizler, İngiltere Devletinin müslümanların hamisi olduÄŸunu ve Müslümanları koruduÄŸunu ifade edip durmuÅŸlardır.”

Sultan Hamid’in önceleri çok büyük gayretlerle hazırladığı birlik propagandası ondan sonra gelen ittihatçı kafalarıyla çok sarsılmış olmasına raÄŸmen yine de tesirli olmuÅŸtur.

İngiltere Kralı V. George Türkiye’nin savaÅŸa girmesinden bir hafta sonra Rus seferine “Konstantinapol’un sizin olması gerektiÄŸi ortada” demiÅŸti.Bir yandan da DışiÅŸleri Bakanı, Ruslar’a boÄŸazlar meselesinin Osmanlı İmparatorluÄŸu barış istediÄŸi anda uyumlu bir çözüme baÄŸlayacağını vaat ediyordu.

1914 Eylül’ü baÅŸlarında Donanma I.Lordu Winston Churchill,savaÅŸ iÅŸleriyle görevli Devlet Bakanı Lord Kitcher ve baÅŸta gelen kara ve deniz kuvvetleri danışmanları; yakında Türkiye’ye karşı giriÅŸileceÄŸi varsaydıkları savaÅŸ için bir büyük strateji tartışması yaptılar. Yapılabilecek operasyonlar listenin en başında zaten Kuzey Ege’de toplanmış olan güçlü filonun Çanakkale’yi zorlaması bulunuyordu.

15 Ocak 1915′te Londra’daki savaÅŸ konseyi sonunda “Hedefi Konstantiopl” olan bir deniz saldırısına karar verdi.Böylece DoÄŸu cephesinde ikmalsiz kalan Rusya’ya yardım için yol açılmış olacaktı.Ama 18 Mart’ta boÄŸaza gelmeye kakışan büyük gemilerin üçte biri batırılınca bu savaÅŸla ilgili tüm kavramlar deÄŸiÅŸmiÅŸti.

9 Ocak 1916′da savaÅŸ konseyinin kararından hemen hemen 1 yıl sonra İngiliz birlikleri de sessizce Gelibolu Yarımadasını boÅŸalttı.Böylece Gelibolu Osmanlı tarihinin en büyük savunma zaferi olmuÅŸtur.

Türklerin bu savaÅŸtaki kayıpları hiçbir zaman tam saptanamamış olmakla birlikte herhalde saldıran kuvvetlerin kayıplarının iki katı olmalıdır.Tahminen “İngilizler 213.980, Osmanlılar 120.000 ölü ve yaralı” vermiÅŸlerdir.

Osmanlılar,Ruslar’a ya da Mısır’a İngilizlere karşı harekata geçmek için cesaret buldular.Ruslar böylece İngilizlerden yardım alamayacaklardı.Bu da Mihver Devletlerinin morallerini bir hayli yükseltmiÅŸti.

Bu savaÅŸtan Enver PaÅŸa,Harbiye Nazırı olarak zafer üzerinde hak iddia etmiÅŸtir. Ama gerçekte stratejik mevziler Liman Von Sanders’in emriyle düzenlenmiÅŸ ve yarımadanın burnunda Esat PaÅŸa’ya adamları baÅŸarılı savaÅŸlar vererek Anzaklar’ın içerilere sızmasını önlemiÅŸlerdi.EÄŸer bu savaÅŸtan bir halk kahramanı çıkacaksa o da Mustafa Kemal’dir. Mustafa Kemal’e bu savaÅŸtan sonra 16.Ordunun Komutanlığı verilmiÅŸve Ruslara karşı savaÅŸmak üzere Anadolu’ya gönderilmiÅŸtir.

Osmanlılar Çanakkale’deki savaÅŸa düşmanları tarafından zorlanmışlardır.1915 ve 1916 yıllarının büyük bir bölümünde Rus Cephesi ve Kafkaslarda aynı durum söz konusu oldu.

Bu dönemde siyasal bakımdan Osmanlı yönetiminin karakterinde pek bir değişiklik olmamıştır; ancak sansürün ve polisin daha güçlendirilmesi doğal karşılanacak bir olaydı. Savaşın son haftalarına dek politikayı belirleyen Jön - Türkler oldu.Sait Halim Paşa 1917 Şubatına dek sadrazam olarak görevine devam etti.Bu tarihte zaten çoktan beri en etkin başkan olan Talat Paşa resmen onun yerini aldı.Bu arada Mehmet Paşa meşruti hükümdar olarak görevlerini yapmayı sürdürüyordu.

Bazı bakımlardan inanılmaz gibi görünse de Jön Türkler savaşın ilk üç yılı boyunca inkılap giriÅŸimlerini sürdürmeye çalıştılar.Müslüman hiyerarÅŸik otoritesinin adım adım kısalması Said Halim PaÅŸanın sadrazamlık dönemi sonundan doruk noktasına varmıştır. Savaşın tahminlerden fazla uzaması İttihatçı liderlerin kaçınılmaz olarak kendilerini Bab-ı Ali’den bağımsız olarak görmelerine sebep olmuÅŸtur.

Talat PaÅŸa’nın 1917′de politik kontrolü eline almasından sonra Rusya’nın doÄŸu Anadolu’yu iÅŸgali,kıtlık ve çiftçilerin askere alınmaları tarımsal üretimi önemli ölçüde azaltılmış;İstanbul ile diÄŸer büyük kentlerde yiyecek kıtlığı baÅŸ göstermiÅŸtir.

Büyük vergi artışları,hükümetin muhalefeti ezmesi ve batı cephesinde Almanların kayıp verdikleri haberleri hükümetin yurtseverlik çağrılarıyla karşı koyamayacakları ciddi bir moral sorunu doğurmaktaydı.

Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun savaÅŸ ilan etmemiÅŸ olmasına karşın Amerikanın da savaÅŸa girmesinin büyük etkisi olmuÅŸtur.

İmparator II.Wilhelm’in 1917 Eylül ayında İstanbul’a resmen ziyareti ve veliaht Yusuf İzzeddin Efendinin daha sonra bu ziyareti iade etmesi bu etkiyi ortadan silemedi.

Bu dönemde yalnız Rus ihtilali bir umut ışığı oldu.Rusya ile Brest-Litowsk anlaÅŸması sonucunda DoÄŸu Anadolu’nun güvenliÄŸi saÄŸlanmış ve Rusya savaÅŸtan çekilmiÅŸ oldu.

Enver PaÅŸa’nın Kafkaslardaki zaferi diÄŸer cephelerde tekrarlanmamıştı.İngiliz birlikleri Osmanlı içine girmeyi baÅŸarmışlardı. Sultan Mehmet ReÅŸat 28 Haziran 1918′te ölünce yerine Abdülhamit’in en büyük oÄŸlu VI.Mehmet Vahdettin geçti.

Vahdettin kardeşi gibi İttihatçı kuklalığını benimsedi.

“Sanki iÅŸaretlenmiÅŸ gibi tüm Müttefik devletleri bütün cephelerde birden saldırıya geçti.Irak’ta İngilizler kuzeye doÄŸru iÅŸgallerini geniÅŸletiyorlardı.Kerkük 6 Mayıs’ta düştü. Osmanlı askerleri Altın köprüde dağıtıldılar.İkinci bir İngiliz kolu Dicle boyunca ilerledi.Osmanlı askerlerini zaman zaman dağıtarak sonunda ateÅŸkesten hemen sonra Musul’u iÅŸgal etti.

23 Eylül’de Akka ve Hayfa iÅŸgalcilerin eline geçti.Halep ve Humus da birkaç gün sonra hiçbir direnme göstermeden düştü.Fransız filosu Beyrut’u iÅŸgal etti (6 Ekim). Osmanlılar yeni bir direniÅŸte bulunmak için Adana’ya çekilirken arkadan Trablus ve İskenderun da düştü.”

Bu kötü gidiÅŸat ta ki 30 Ekim 1918′te imzalanan Mondros Müzakeresi’ne dek sürdü.

III.BÖLÜM “I.CİHAN HARBİNİN SONU”
I.SAVAŞIN SONUNDA OSMANLI HÜKÜMETİ
I.Cihan Savaşının bitmesi Osmanlı Devleti’nin de sonu olmuÅŸtur.Mondros Müzakeresi’nin ÅŸartları bir devletin varlığını ortadan kaldıracak niteliktedir.SavaÅŸla kaybedilmeyen topraklar İtilaf devletlerinin kuvvetlerine terk edilmektedir.SavaÅŸ zamanı iktidarda olan İttihat ve Terraki partisinin mesul kiÅŸileri memleket dışına kaçmışlardır. Kasım ayında İstanbul,denizden ve karadan düşman iÅŸgalcilerinin törenlerine sahne olmuÅŸtur.Özellikle mütarekenin 7.maddesine göre “itilaf devletleri kendi güvenliklerini tehdit edecek bir durum çıktığı taktirde herhangi bir stratejik noktayı iÅŸgal edebileceklerdi.” Hükmü konulduÄŸu için bundan en geniÅŸ anlamı ile uygulama yolu açık bulunuyordu.

Osmanlı Hükümeti ise tamamen acz içinde idi.”21 Aralık 1918′te PadiÅŸah,Kanun-u Esasi’nin 7.maddesinin kendisine tanıdığı hakka dayanarak Meclis-i Mebusan’ı fesh ettiÄŸini ilan etti.”Ancak yine de Kanunu Esasi’ye göre yeni seçimlerin 4 ay içinde yapılması ve bunun da ilanı gerekirken bu dikkate alınmamış oldu.Böylece MeÅŸruti idare yani denetimli parlamento rejimi Osmanlı Devleti bünyesinden süresiz olarak kalkmış oluyordu.

1918 yılının son iki ayı Osmanlı için askeri ve siyasi kuvvet ve hakimiyetini yitirmiÅŸ bir durumdadır.Buna karşın İstanbul’da bulunan bazı kuvvetler bir araya gelerek bir Milli Kongre toplamışlar ve yayınladıkları bildiri ile milli birlik cephesi kurulmasını öngörmüştür. Ancak iyi niyetle harekete geçen bu teÅŸebbüsün devamı saÄŸlanmamıştır.

Yine bu yılın son aylarında memleketin çeÅŸitli bölgelerine ayrı ayrı teÅŸkilatlandıracak cemiyetler kurulmakta idi.İzmir’de Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye (26 Kasım 1918); Edirne’de Trakya PaÅŸaeli (1 Aralık 1918) gibi 1919 yılında da birçok cemiyetler kurulmaya devam edecektir. İşgaller ise daha yoÄŸun bir hale gelecek ; Ege sahillerinde İzmir’e Yunanlılar’ın kuvvet çıkarması yapılırken (15 Mayıs 1919) itilaf donanması onları arkadan destekleyecektir. 1919 yılında bir taraftan da yeni siyasi partiler kurulurken yine bölgesel kurtuluÅŸ çarelerini aramak için kurulan cemiyetler çoÄŸalmaktadır.

Mondros mütarekesi itilaf devletlerinin lehine en geniş anlamıyla uygulanmaktadır. 1920 de imzalanacak Sevr müdahalesi bu parçalanmayı ancak tasdik edecektir.

Osmanlı hanedanı ve hükümeti sanki galip devletlerin isteklerini yerine getirmek için iktidar mevkiindedirler. Memleketin asıl sahibi Türk halkı baÅŸsız bölünmüş, kuÅŸku içinde umumi durumu hoÅŸ görmeyen bir haldedir. KurtuluÅŸ ve istiklal fikirleri ancak bölgesel ayrılıklar içinde düşünebiliniyor. Halbuki bilindiÄŸi üzere küçük siyasi kuruluÅŸların ömrü uzun deÄŸildir. Memleketin Batı ve güney bölgelerinde silahla karşı konmaya baÅŸlanmıştır. Fakat sayıca çok ve teçhizat itibariyle üstün düşman kuvvetleri karşısında geri çekilmeler hep Anadolu içlerinedir. Bir taraftan memleketi kurtarmak için olan bu hareketler ve yer yer teÅŸkilat kurulması müspet bir geliÅŸme ise de diÄŸer taraftan dış devletlere güvenen ve buna dayanarak yine memleketi bölünmelere götüren uÄŸraÅŸmalar faaliyettedir. Bu çeÅŸitli fikir ve yönde çalışan grupların çoÄŸunluÄŸu İstanbul’da ki merkezlerinden idare edilmektedir.

I. Dünya savaşı sırasında gerek Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun siyasal hayatına ve gerek savaşın güdümüne baktığımızda şöyle bir durum görmekteyiz. Bu dönemde iktidar gelen partiler siyasal hak ve özgürlükleri bir amaç olmaktan çok bir araç ; iktidara en kısa yoldan gelme aracı olarak görmüşler ve bir an önce iktidarı elde edip onun nimetlerinden yaralanmaya yönelmiÅŸlerdir. Özellikle İttihat ve Terakki’nin gitgide “tek adam yönetimi”ne, Enver paÅŸa liderliÄŸinde ki kurduÄŸu fiili egemenlik sonucu Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun büyük savaÅŸa girmesi bir emrivaki ile gerçekleÅŸmiÅŸ; savaÅŸ kararı iktidar partisinin içindeki diÄŸer unsurların kabinenin ve hatta Meclisin bile denetimi olmaksızın bir emrivaki ile alınmıştır.

Anlatmış olduÄŸumuz olaylar Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun hazırlıksız ve ani biçimde savaÅŸa girmesine yol açan Alman gemilerine geçiÅŸ izni verilmesi, Karadeniz’e çıkış izni ve Sivastopol ve Odessa’nın top ateÅŸine tutulması gibi olaylarda Enver paÅŸa dışında hiçbir merciin denetim ve hatta müzakere yetkisi bile yoktu. Ülkenin siyasal hayatı kadar savaşın güdümüde demokratik olmayan yöntemlerle tek adam Enver PaÅŸa egemenliÄŸine tabii idi.

Oysa Mustafa Kemal Osmanlı’nın hazırlıksız olarak savaÅŸa girmesine karşı çıkmış; ordunun siyasete karıştırılmasını eleÅŸtirmiÅŸ ve baÅŸlangıçta ittihat ve Terakki içinde yer almasına raÄŸmen onun politikasına muhalefet etmiÅŸtir. Ancak unutulmayacak bir gerçek var ki Türk Halkı bu savaÅŸtan da alnının akıyla çıkmıştır.
__________________



05 Mayıs 2008, 12:26 am tarihinde Çanakkale Destanı kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.


Yorum Yapın

İsim (*Gerekli)
E-Posta (*Gerekli)
Site
Yorumunuz