22
Nis

Atatürkçülüğün İlkeleri

   Yazan: editor   Kategori Atatürk Hakkında

Atatürkçülüğün bir öğreti değil, Türkiye gerçeklerinden doğmuş düşünsel ve eylemsel bir akımdır. Atatürk ilkelerinin tümü her şeyden önce bu ülke halkının sorunlarına gerçekçi çözümler getirebilmek, çağdaşlaşma yönünde köklü değişiklikler yapabilmek amacıyla konulmuştur. Bundan ötürü de temel anlamıyla bir devrim sayılabilmektedir. Bu devrim, Türk tarihinin Türk toplumuna getirdiği kültürel birikimler içinde, üst yapıdan başlayarak alt yapıya doğru ilerleyen bir çağdaşlaşma devrimidir. Temel öğeler olarak bilimsel düşünceyi, akılcılığı, ulusal egemenliği, tam bağımsızlığı öngören özgürlükçü, halkçı, devletçi, ulusçu, cumhuriyetçi, devrimci ve laik bir atılımdır Atatürkçülük. Çoğulcu ve demokratik bir toplumsal yapıya dayanan çağdaş bir toplum yaratmak, Atatürkçülüğün başlıca ereğidir. Bundan dolayı Atatürk ilkeleri, Atatürk devrimleri ile eş anlama gelir.

Atatürkçülük, her türlü gericiliğe, tutuculuğa, bağnazlığa, yobazlığa ve boş inançlara kesinlikle karşıdır. Atatürkçülük baskı, korku ve bütün toptarıcı yönetimlere de kesinlikle karşıdır, insancıldır, özgürlükçüdür, ulusçudur, gerçekçidir. Bundan dolayı da hem ırkçılığa, hem de bunun sonucu olan sınır ötesi serüvenlere karşı olan bir ulusçuluk anlayışına sahiptir. Atatürkçülük, kendini Türk bilen, Türküm diyen herkesi Türk sayar. Yurt yönetimince sınırlar arası çatışma ve kavgayı reddeder. Bunun yerine hem sınıflar arası, hem de uluslar arası barışı öngörür. Üretim ilişkilerine Hukuk Devleti ve Sosyal Adalet anlayışı ile yaklaşır. Gerek insanlığa, gerek topluma, savaşın değil toplumsal adalete dayanan barış ve kardeşliğin mutluluk getireceğine inanır.

Atatürk Devrimleri adı altında toplanan Türk Devrimi, başlıca iki temel düşünceye dayanır:

1 - Türk’e doğru,
2 - Batı’ya doğru.

Bu iki temel düşünce, Atatürk’ün kafasında durup dururken doğmamıştır. Son yüz elli yıllık toplumsal, tarihsel gelişmemizin, denilebilir ki doğal bir sonucu olarak meydana çıkmış, O’nun üstün kişiliğinde karar ve eylem haline gelmiştir. Bunun içindir ki, Atatürk bir rastlantı değildir. Tarihsel çizgimizin üzerinde, ondan fışkırmış bir önderdir.

Çeşitli yenilgiler, gerileme ve bocâlamalardan sonra, Atatürk’ün dehasında, kurtuluşumuzun iki çıkış noktası olarak beliren yukarıdaki temel düşünceler, bizi bir yandan kendi öz kaynaklarımıza, ulusal değerlerimize yöneltirken ve böylece Türk’ün, İslâm dinini kabul edişinden çok önce de yüksek bir varlığı, kendine özgü bir dili, kültürü, uygarlığı olduğu gerçeğini ortaya çıkarırken, bir yandan da, üç yüz yıldan beri çağ dışı kalmış alan Doğu uygarlığından, o uygarlığın tutucu, engelleyici, yozlaşmış değerlerinden onu kurtararak, çağdaş Batı ,uygarlığının akılcı, insancı, Özgürlükçü dünya görüşünün yörüngesine oturtmuştur. Birinci temel düşünceden, uluslaşma sürecimizi hızlandıran Atatürk milliyetçiliği ile, O’nun halkçılık ilkesi, bunların yanı sıra da, maliyede, iktisatta, siyasada, kültürde, dilde, bağımsızlık yani, o zamanki deyimi ile ”İstiktâl’i tam” ilkesi doğmuştur. İkincisinden ise, ulusal egemenlik, lâiklik, cumhuriyetçilik, kadın - erkek eşitliği, Lâtin alfabesine dayanan yeni Türk harfleri doğmuştur.

ki bunlar, yeni Türk devletinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin üst yapı örgüsünü temellendiren başlıca ilkeleridir.

22 Nisan 2008, 6:50 pm tarihinde Atatürk Hakkında kategorisi altında yayınlandı. Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Yorum yapabilirsiniz, veya kendi sitenizden geri izleme yapabilirsiniz.


Yorum Yapın

İsim (*Gerekli)
E-Posta (*Gerekli)
Site
Yorumunuz