19 mayıs ile ilgili herşey
93. yılını idrak ettiğimiz bu savaş, Osmanlı imparatorluğunun kazandığı son zafer olarak Dünya savaş tarihine geçmiştir. 1908-1918 yıllara arasında , devlet başkanı sultan Mehmed Reşad dır. 23 ocak 1913 yılında ittihat ve terakki, sultana darbe yaparak tüm yetkilerini elinden almış, imparatorluk bu askeri darbe neticesinde tamamen Enver ve Talat paşaların inisiyatifi ile yönetilir hale gelmiştir. Batının kendi arasındaki iç çatışmalarından zuhur eden 1. Dünya savaşına , tarafsız kalmak yerine , kuvvetli görünen devletin yanında olmak hırsı, Enver paşanın politik hataları bir anda Osmanlıyı savaşın taraflara arasına itelemiştir. Genç neslin kahir ekseriyeti Çanakkale savaşını Kurtuluş savaşı zannetmekte hatta savaşın bir numaralı kahramanı olarak Mustafa Kemal’i görmektedir. Savaşta asıl yönetim Otto Liman von Sanders’indir. Mustafa Kemal yarbay rütbesi ile bir bölgenin sorumlusudur… Sekiz Osmanlı paşası savaşın muhtelif cephelerine komuta etmektedir.Deniz ve kara savaşları bir yılı aşkın bir süre devam etmiştir. Denizde üstünlük sağlayamayan HAÇLI kuvvetleri kara harekatını 1915 kış aylarına kadar sürdürmüştür… Karşılıklı kaybedilen insan sayısı yüzbinlerle ifade edilecek düzeye gelmiştir… Zorlu savaş yıllarında şehrimizin halini Babaannemden dinlemiştim, Güllük mahallesinde zuhur eden cenazeyi kaldıracak erkek bulunmayınca , mahalleli hanımlar tarafından tekfin ve techiz’i yapılarak defnedilmiş hatta ekip biçecek kimse kalmayınca o yıllarda şehrimiz ciddi kıtlık tehlikesi ile karşılaşmıştır… Darbeci ittihat ve terakki nin bitmeyen hırsı bir neslin kıyımına neden olmuş ve Osmanlı tüm okumuş yazmış kesimini bu savaşta kaybetmiştir… Rakamlar korkunç denecek boyutlardaydı… Devamını oku »
Çanakkale Destanı
“Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler gelir, başka komutanlar hâkim olabilir.”
“Benimle beraber burada muharebe eden bütün askerler kesin olarak bilmelidir ki, bize verilen namus görevini eksiksiz yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. Uyku, dinlenme aramanın, bu dinlenmeden yalnız bizim değil, bütün milletimizin sonsuza kadar mahrum kalmasına sebep olacağını hepinize hatırlatırım.”
Azman Dede… Balıkesir’de son gömdüğümüz Çanakkale gazisi, İvrindi’nin Mallıca köyünden 104 yaşında Azman Dede idi. Gençliğinde iki metreyi aşkın boyu, dev görünümüyle insan azmanı sayılmış, herkes ona azman demeye başlamış, soyadı kanunu çıkınca da Azman soyadını almıştı. Esas ismi adeta unutulmuştu. Yıllar önce bir yerel araştırma sırasında Mallıca köyü kahvesinde kendisiyle görüştüm. Kulakları ağır işitiyordu. Köylülerden biri yardımcı oldu. Devamını oku »
Çanakkale’de yaşananların o günleri yaşamış düşman askerlerinin anlatımıyla:
“Bayraklar dalgalanıyor, borular öttürülüyor ve dalgalar halinde üzerimize geliyorlardı. Ben makinalı tüfeği sabitleştirdim ve oturduğum yerde namluyu öne ve arkaya çevirerek ateş ediyordum. Nişan almıyordum ama ıskalamak olanaksızdı. İki yüz metre bile yoktu aramızda. Çok kalabalıklar ve arazinin kayalık olması nedeniyle yayılamıyorlardı. Bir açıklıktan geliyorlardı üzerimize. Biz bu uçtaydık ve onlar da öteki uçtan geliyorlardı. Ben ateş ediyordum, iki numaram mermi şeridini tutuyor ve kutudan yeni şeritler çıkartıyordu. Diğerleri tüfekleriyle ateş ediyorlardı. Ateşin etkisini göremiyorduk, sanki büyük bir nesneye ateş eder gibiydik. Tek tek insanlar yoktu karşınızda. Her şey birden sona erdi ve birden önümüzde kimse kalmadı…”
General Tawshend
Anekdot: Er Joseph Clements
“Avrupa’da hiçbir asker yoktur ki, bu ifadenin altını çiziyorum, Türklerle mukayese edilebilsin. Almanların müdafaada gayet iyi oldukları kabul olunabilir. Fakat siperlerde onlar dahi Türklerle kıyas edilemez. Misal olarak Gelibolu’yu zikretmek isterim. Orada bizim gemi ateşlerimizle büyük zayiata uğrayan kıtalar, Türk olmasalardı. Yerlerinde kalamaz ve derhal değiştirilirlerdi. Halbuki, Türkler, bütün muharebe müddetince yerlerinde kaldılar.” Devamını oku »
NUSRET MAYIN GEMİSİ
kurtuluş savaşında nusret mayın gemisinin rolü
ANZAKLI ÖMER’İN HİKAYESİ
1957 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD’ye giden doktor Ömer Musluoğlu görev yaptığı hastahanede başından geçen çok enteresan bir hadiseyi şöyle anlatıyor:
“Amerika ‘ya gittiğim ilk yıllar ( 1957) lisanım pek o kadar iyi değil.Newyork’da Medical Center Hospital adlı bir hastahanede görev almıştım. Fakat vazifem kan almak, kan vermek, serum takmak,elektrokardiyoğrafi çekmek gibi işler.. Hastaya o kadar önem veriyorlar ki yeni doktorlar hemen direk olarak hasta muayenesine, tedavisine verilmiyor. Diğer zamanlarda da laboratuarda çalışıyorum. Bir hastaya gittim. Yaşlıca bir adam. Tahminen yetmiş beş yaşlarında. İngilizce konuşuyorum. Kan vereceğim kolunuzu acar mısınız? Çünkü adamcağız kanser hastası olduğu halde üstelik kansızdı. Elimde kan torbası da var tabii ki.. pazusunu açtım. Baktım pazusunda dövme şeklinde bir Türk bayrağı var. Çok ilgimi çekti benim. Kendisine sormadan edemedim. Siz Türk müsünüz?
Kaşlarını yukarıya kaldırarak ” Hayır ” manasına işaret yaptı. Ama ben hala merak ediyorum: Peki bu kolunuzdaki Türk bayrağı nedir? “Aldırma işte öylesine bir şey dedi. Ben yine ısrarla dedim ki: “Fakat benim için bu bayrak çok önemli. Dikkatimi çekti. Çünkü bu benim milletimin bayrağı, benim bayrağım…”Bu söz üzerine gözlerini açtı. Derin derin yüzüme baktı ve mırıltı halinde sordu: Devamını oku »
ZAFER IŞTE BÖYLE KAZANILDI !!!
Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da onlarla sohbet ediyor, ‘ Nerelisin?’ gibi sorular soruyordu. Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı
Yanına çağırdı ve merakla sordu:
” Adın ne senin evladım?” dedi.
” Ali, komutanım” dedi.
” Nerelisin?”
” Tokatlıyım, komutanım, Tokat’ın Zile kazasındanım…”
” Peki evladım,bu kafanın hali ne? Saçlarının ortası neden kırmızı boyalı böyle?”
” Cepheye gelmeden önce anam saçıma kına yaktı komutanım. Neden yaktığını da bilmiyorum.”
” Peki dedi üsteğmen. “Gidebilirisin Kınalı Ali. Devamını oku »