Mustafa Kemal Atatürk, yaşamının her döneminde kitapla bütünleşmiştir. Bu okuma sevgisinin kendisine sağladığı bilgi birikimini zaman zaman yazmaya dönüştüren Atatürk, yaşamının farklı dönemlerinde farklı konularda kitaplar yazmıştır. Yazdıkları gerek güncelliği, gerekse yol göstericiliği açısından bu gün dahi tartışmasız gerçekleri içermektedir. O’nun günümüzde hala geçerliliğini koruması ileri görüşlülüğünün ve akılcılığının göstergelerinden biridir. Mustafa Kemal, özellikle II. Meşrutiyet’in (23 Temmuz 1908) ilanından sonra tüm dikkat ve çalışmasını askerlik üzerine yoğunlaştırılmıştır. O, mesleki bilgileri artıracak yayınların yapılmasını gerekli görüyordu. Bu amaçla mesleğinin ilk yıllarından itibaren askerlikle ilgili birikimlerini aşağıda isimleri belirtilen kitaplarda toparlanmıştır.

1- Tâbiye Meselesinin Halli ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih

2- Takımın Muharebe Talimi (Almanca’dan çeviri – 1908)

3- Cumalı Ordugâhı – Süvari: Bölük, Alay, Liva Talim ve Manevraları (1909)

4- Tâbiye ve Tatbikat Seyahati (1911)

5- Bölüğün Muharebe Talimi (Almanca’dan çeviri – 1912)

6- Zabit ve Kumandan ile Hasbihal (1918)

7- Nutuk (1927)

8- Vatandaş İçin Medeni Bilgiler (Manevi kızı Afet İnan adıyla yayımlandı) (1930)

9- Geometri (isimsiz yayımlandı) (1937)

istanbul e-5 maltepe 09:05 devamını okuyun »

ATATÜRK’E AĞIT
Edirne’den Ardahan’a kadar
Bir toprak uzanır
Boz kanatlı üveyikler üstünde uçar
Ardahan’dan Edirne’ye
Edirne’den Ardahan’a kadar
Kopdağı’nda akar bir çeşme var
Serçe parmak kalınlığında suyu
Haram etmiş gece gündüz uykuyu
Akar da akar

Samsun’un evleri denize bakar
Sokakları yosun içinde
Çaparlar, takalar, manavlar
Bilyalar gibi suyun yüzünde
Bir iner bir kalkar

İstanbul’da bir yâr sevdim
İnsanı günaha sokar

Savaştepe köprüsünden geçen tirenler
Sel olur İzmir’e akar
İzmir’in denizi kız, kızı deniz
Sokakları hem kız hem deniz kokar

Güneyde mis kokulu bir ağaç
Yuvarlak yaprakları ince
Yaz gelip de güneş vurunca
Dallarından bal akar

Bu toprak bizim yurdumuzdur
Deli gönül yücesine çıkar
Bir üveyik olur uçar gider
Ardahan’da Edirne’ye
Edirne’den Ardahan’a kadar

Cahit Kulebi

MUSTAFA KEMAL’İ DÜŞÜNÜYORUM

Mustafa Kemal’i düşünüyorum;
Yeleleri alevden al bir ata binmiş
Aşıyor yüce dağları, engin denizleri,
Altın saçları dalgalanıyor rüzgârda,
Işıl ışıl yanıyor mavi gözleri…

Mustafa Kemal’i düşünüyorum;
Yanmış, yıkılmış savaş meydanlarında
Destanlar yaratıyor cihanın görmediği
Arkasından dağ dağ ordular geliyor
Her askeri Mustafa Kemal gibi.

Mustafa Kemal’i düşünüyorum;
Gelmiş geçmiş kahramanlara bedel
Hükmediyor uçsuz bucaksız göklere.
Al bir ata binmiş yalın kılıç
Koşuyorlar zaferden zafere…

Mustafa Kemal’i düşünüyorum;
Ölmemiş bir Kasım sabahı!
Yine bizimle beraber her yerde.
Yaşıyor dört köşesinde vatanın
Yaşıyor damar damar yüreklerde.

Mustafa Kemal’i düşünüyorum:
Altın saçları dalgalanıyor rüzgârda,
Mavi gözleri ışıl ışıl görüyorum.
Uykularıma giriyor her gece.
Elllerinden öpüyorum.

Ü.Yaşar OĞUZCAN
devamını okuyun »

ADALET
«Adalet gücü bagimsiz olmayan bir milletin, devlet halinde varligi kabul olunmaz.»
1920.

«Zamanin degismesiyle hükümlerin degismesi inkâr olunamaz.» Kurali adlî politikamizin temelidir.
1922.

ADLIYE

«
En yeni kanunlarla donanmis olan adliyemizin basireti ve adaleti
uygulamak için gösterdigi dikkat milletin huzur ve nizamini korumaga
kâfi ve muktedirdir.»

01.11.1929, T.B.M.M. 3. Dönem 3.Toplanma Yilini Açarken.

«
Adliyemizin emin oldugumuz yüksek gücü sayesindedir ki, Cumhuriyet,
kaçinilmaz gelisimi takip edebilecek ve türlü sekil ve türdeki
tecavüzlere karsi vatandasin hukukunu ve memleketin düzenini
koruyabilecektir.»

01. 11. 1930 T.B.M..M. 3. Dönem 4. Toplanma Yilini Açarken.

ADLIYE SIYASETI

«Adliye
politikamizda takip edilecek gaye, evvela halki yormaksizin süratle,
isabetle, emniyetle adaleti dagitmaktir. Ikinci olarak toplumumuzun
bütün dünya ile temasi dogal ve zorunludur; bunun için adaletimizin
seviyesini bütün medeni toplumlarin derecesinde bulundurmak
mecburiyetindeyiz. Bu hususlari saglamak için mevcut kanun ve
usüllerimizi bu bakis açilarina göre yenilemekteyiz ve yenileyecegiz…»

01. 03. 1922, T.B.M.M., 3. Toplanma Yilini Açarken.

AHLAK

«Hiç bir millet yoktur ki, ahlâk esaslarina dayanmadan ilerlesin …»

24. 12. 1919., Kirsehir Gençler Dernegindeki Hitabe.

«Tehdit esasina dayanan ahlâk, bir fazilet olmadiktan baska güvene de lâyik degildir.…»

25. 08. 1924, Muallimler Birligi Kongresi Üyelerine.


AILE HAYATI

«…Medeniyetin
esasi, gelisme ve gücün temeli aile hayatindadir. Bu hayatta fenalik,
muhakkak sosyal, ekonomik, siyasal güçsüzlüge sebep olur. Aileyi teskil
eden kadin ve erkek unsurlarin dogal haklarina sahip olmalari, aile
görevlerini basaracak güçte olmalari gereklidir.»

30. 08. 1924, Dumlupinar’da Konusma.

« Efendiler, sosyal hayatin kökeni, aile hayatidir. Aile, açiklamaya gerek yoktur ki, kadin ve erkekten olusur…»

28. 08. 1925, Inebolu’da Bir Konusma.

ALLAH

«… Tanri birdir, büyüktür…»

01. 11. 1922, T.B.M.M.

«…
Biliriz ki, Allah dünya üzerinde yarattigi bu kadar nimetleri, bu kadar
güzellikleri insanlar istifade etsin, varlik içinde yasasinlar diye
yaratmistir. Ve âzami derecede faydalanabilmek için de, bugün kâinattan
esirgedigi zekâyi, akli insanlara vermistir..»

17. 02. 1923, Izmir Iktisat Kongresini Açis Söylevi.


ANAYASA

«… Anayasa, milletin tamamiyla arzularini ve meclisin mahiyetini ve gerçek seklini gösterir bir kanundur…»

21. 02. 1921, T.B.M.M.

«…
Anayasa da, Osmanli Imparatorlugunun, Osmanli Devletinin öldügünü idrak
ve ifade ve onun yerine yeni Türkiye Devleti’nin geçtigini ilân eyleyen
ve bu devletin hayatinin da kayitsiz sartsiz hakimiyetin milletin
elinde kalmasiyla mümkün oldugunu ifade eden bir kanundur…»

17. 02. 1923, Izmir Iktisat Kongresi Açis Söylevi.

«Anayasanin
asil ruhu ise kitaplara geçmesinden evvel milletin dimaginda ve
vicdaninda toplanmis olmasiyla ve ancak bunun ifadesi olmak üzere
kurdugu meclise verdigi gerçek görev ile senelerden beri hükümlerini
fiilen uyguluyor olmasiyla ve en nihayet kanun seklinde dünyanin
gözleri önüne konmasiyla gerçeklesmistir…»

16. 01. 1923, Istanbul Gazete Temsilcilerine Hitap.

ANNE

« Büyük basarilar, degerli analarin yetistirdikleri seçkin çocuklarin yardimiyla meydana gelir. »

1923.

«
Kadinin en büyük vazifesi analiktir. Ilk terbiye verilen yer ana kucagi
oldugu düsünülürse bu görevin önemi gerektigi gibi anlasilir….»

31. 01. 1923, Izmir’de Halk ile Konusma.

ASAR VERGISI

«…Memleketin
basinda ortaçagin en insafsiz belâsi olarak hâlâ musallat duran asarin
kaldirilmasini yüce meclise teklif edebilecek bir ekonomik seviyeye
Cumhuriyet idaresinin bir senede ulasmis olmasi, cidden memnuniyet
vericidir.»

01. 11. 1924, T.B.M.M. 2.Dönem 2.Toplanma Yilini Açarken.

«…
Köylümüz ve ziraatimiz üzerindeki asar kâbusunun ortadan kaldirilmasi
ile meydana gelen rahatlik, milletin daha çok üretmek, daha rahat olmak
için çalismak arzularini tesekkür edilecek bir derecede arttirmistir.»

01. 11. 1925, T.B.M.M. 2. Dönem 2. Toplanma Yilini Açarken.

ASILAMA

«Yayilan
ve bulasici hastaliklara karsi insanlari muhafaza hususunda hizmetleri
görülen asilari hazirlamakla mesgul Hifzisihha müesseselerimiz tam bir
basariyla çalismasina devam ve mücadeleye faydali hizmetler ifa
etmektedirler. 1921 yili içerisinde üç milyon kisilik çiçek asisi
yapabilen Sivas müessesesi geçen sene içinde bes milyon kisilik çiçek
asisi, bes yüz otuz yedi kilogram kolera, dört yüz yedi kilogram tifo
asilari üretmis ve bunlar âhâliye yeter derecede uygulanmistir…»

01.03.1923, T.B.M.M. 4.Toplanma Yilini Açarken.

AYDIN

«…
Aydin sinifi ile halkin anlayis ve hedefi arasinda dogal bir uygunluk
olmasi lazimdir. Yani aydin sinifin halka telkin edecegi fikirler,
halkin ruh ve vicdanindan alinmis olmalidir…»

20.03.1923, Konya Gençleriyle Konusma.

«…
Aydinlarimiz, milletimi en mutlu yapayim der. Baska milletler nasil
olmussa onu da aynen öyle yapalim der. Ama düsünmeliyiz ki, böyle bir
teori hiç bir devirde muvaffak olmus degildir. Bir millet için saadet
olan bir sey diger millet için felaket olabilir. Ayni sebep ve sartlar
birini mutlu ettigi halde digerlerini bedbaht edebilir. Onun için
millete gidecegi yolu gösterirken dünyanin her türlü ilminden,
kesiflerinden, gelismelerinden istifade edelim, ama unutmayalim ki,
asil temeli kendi içimizden çikarmak mecburiyetindeyiz.»

20.03.1923, Konya Gençleriyle Konusma.

«…
Aydinlarimiz içinde çok iyi düsünenler vardir. Fakat genellikle su
hatamiz vardir ki, arastirma ve çalismamiza zemin olarak çok vakit
kendi memleketimizi, kendi tarihimizi, kendi geleneklerimizi, kendi
özelliklerimizi ve ihtiyaçlarimizi almaliyiz. Aydinlarimiz belki bütün
dünyayi, bütün diger milletleri tanir, ama kendimizi bilmeyiz.»

20.03.1923, Konya Gençleriyle Konusma.

B

BAGIMSIZLIK

« Tam bagimsizlik, ancak ekonomik bagimsizlikla mümkündür.»

(1922)

« Biz baris istiyoruz dedigimiz zaman, tam bagimsizlik istedigimizi herkesin anlamasi gerekir.»

(1923)


BAKIR (Üretimi)

«Artvin
civarinda bakir madenlerinden birinin isletmeye baslamasindan memnun
olduk. Ergani bakir madeninin isletmeye baslatmasini, memleket için
mühim bir fayda olarak görüyoruz…»

01.11.1936, T.B.M.M. 5.Dönem 2. Toplanma Yilini Açarken.


BALKAN ANTLASMASI

«
Balkan Antlasmasi, Balkan devletlerinin, birbirlerinin varliklarina
özel saygi beslenilmesini göz önünde tutan mutlu bir belgedir.»

01.11.1934, T.B.M.M. 4.Dönem 4. Toplanma Yilini Açarken.

«…
Önemli bir hâdise de Balkan Pakti’dir. Dört devlet; kendi güvenleri
için ve Balkanlarin, karisma ve karistirma konusu olmaktan çikmasi için
içten bir kanaatle birbirlerine baglanmislardir. Balkanli
baglasiklarimizla gittikçe artan bir beraberlik ve dayanisma siyasasi
güdüyoruz.»

09.05.1935, C.H.P. 4. Büyük Kurultayini Açarken.

BARIS

«
Türk Baris sartlari, Misak-i Millî’nin ilân edildigi gün olan 28 Ocak
1920 tarihinden beri bütün cihanca malûmdur. Bu sartlar su suretle
özetlenebilir: Türkiye’nin millî hudutlari içinde siyasî ve iktisadî
tam istiklâlinin tasdiki Fransa ile imzalanan 20 Aralik itilâfi
Türkiye’nin, istiklâline hürmet edildikçe barissever ve uyusmaci
oldugunu ispat eder.»

11.01.1922, Entransigeant Muhabirine Demeç.

«…
Memleketimizin zulmen ugradigi tahribati imar ve senelerden beri türlü
türlü engeller altinda baski uygulanan ekonomi hayatimizin mesru
gelisimini temin ve fen ve irfan içinde çaliskan bir hayata kavusturmak
baris sartlarimizdir.»

24.10.1922, United Press Muhabiri ile Demeç.

«…
Büyük Millet Meclisi samimi olarak baris istiyor. Cidden baris
istedigimizi herkes anlayabilir. Çünkü memleketimizi imar edebilmek
için barisa muhtaciz.»

22.12.1922, Morning Post Muhabirine Demeç.

«… Barisi kanla degil, mürekkeple imza etmek istiyorduk.»

23.01.1923, Morning Post Yazari Grace Ellison’a Demeç.

«Evvelâ,
barissever oldugumuz için barisi arzu ediyoruz. Ikinci olarak, devamli
muharebeler dolayisiyla memleket barisa tanzim ve imara çok muhtaçtir.
Fakat baris olmayacak olursa yine mücadeleye devam edecek ve mutlaka
memleket için lüzumlu olan neticeyi elde edecegiz…»

16.01.1923, Arifiye’de Konusma.

«
Gerçekte baris bizim için ne kadar faydali ise, muhataplarimiz için de
o kadar faydali ve lazimdir. Çünkü bundan sonra memleketimizin imar ve
ihyasi için çalismak istiyoruz. Onlarin da bu lüzumu idrak etmemelerine
imkân yoktur…»

22.01.1923, Bursa Sark Sinemasinda Halka Konusma.

BASIN

«Basin,
milletin müsterek sesidir. Bir milleti aydinlatma ve uyarmada, bir
millete muhtaç oldugu fikrî gidayi vermekte, özet olarak bir milletin
mutluluk hedefi olan müsterek istikamette yürümesini teminde basli
basina bir kuvvet, bir okul, bir rehberdir.»

(1922)

«Türkiye
basini milletin gerçek ses ve iradesinin dogdugu yer olan cumhuriyetin
etrafinda çelikten bir kale meydana getirecektir. Bir fikir kalesi,
zihniyet kalesi. Basin mensuplarindan bunu istemek, cumhuriyetin
hakkidir….»

05.02.1924, Izmir’de Gazetecilerle.

«…
Cumhuriyet devrinin kendi anlayis ve ahlâkini tasiyan basinini yine
ancak Cumhuriyetin kendisi yetistirir. Bir taraftan geçmis devir
gazetelerinin ve adamlarinin düzeltilmesi mümkün olmayanlari milletin
nazarinda belirlenirken, öte taraftan Cumhuriyet basininin temiz ve
feyizli sahasi genisleyip yükselmektedir. Büyük ve soylu milletimizin
yeni çalisma ve medeniyet hayatini kolaylastirip tesvik edecek iste
ancak bu anlayistaki basin olacaktir.»

2. Dönem 3. Toplanma Yilini Açarken, 1.Kasim.1925.

BASARI

«Milletimiz, tek bir vücut gibi gösterdigi birlik ve gayret sayesinde basariya ulasmistir.»

Büyük Zafer Hakkinda, 4 Ekim 1922.

«
Bilelim ki, kazandigimiz basari milletin kuvvetlerini birlestirmesinden
ileri gelmistir. Ayni basarilari ileride de kazanmak istiyorsak, ayni
temele dayanalim ve ayni yolda yürüyelim.»

(1923)

« Zafer «Zafer benimdir» diyebilenindir; basari «basarili olacagim» diye baslayanin ve «basarili oldum» diyebilenindir.»

11. 01. 1925, Konya’da Bir Konusma.
devamını okuyun »

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti, İtilaf devletleriyle Mondros Mütarekesi’ni imzalamıştır (30 Ekim 1918). Bu mütareke, Osmanlı İmparatorluğu’nu hukuken olmasa bile fiilen sona erdirmiştir. Ancak bununla birlikte yeni Türk devletinin kuruluşunun da ilk adımı olmuştur. Yurdu parçalanmak istenen Türk milleti, kendisine dayatılmaya çalışılan bu yenilgi belgesini tanımadığını tüm dünyaya göstermek için daha sıkı kenetlenmiştir.

Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Ordular Grup Komutanlığı lağvedildikten sonra 13 Kasım 1918 tarihinde İstanbul’a gelmiştir. Bir süre Pera Palas’ta kaldıktan sonra Şişli’de bir ev kiralamış ve mütareke dönemindeki olayların seyrini burada takip etmeye başlamıştır. Mustafa Kemal Paşa Türk milletinin kurtuluşu hakkındaki düşüncelerini, en yakın birkaç arkadaşından başkasına açmamış ve İstanbul’da, sıkı bir gizlilik içinde büyük mücadelenin fikir hazırlıklarını yapmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın Şişli’deki evinde yaptığı toplantılar, bazen sabahlara kadar devam etmiş ve ülke ile ilgili alınan kararlar gözden geçirilmiştir. Mustafa Kemal Paşa, işgal altındaki İstanbul’da ülkenin kurtuluşu için hiçbir şey yapılamayacağını bu yüzden de kesinlikle Anadolu’ya geçmek gerektiğini düşünmüştür.

İstanbul Hükûmeti tarafından Orta Karadeniz kesiminde mütareke hükümlerinin uygulanmasını takip etmek, silahların teslimine nezaret etmek, işgallere karşı kurulmuş örgütlenmelere engel olmak amacıyla 9’uncu Ordu Müfettişliği teşkil edilmiş ve bu göreve 30 Nisan 1919’da Mustafa Kemal Paşa atanmıştır. Bu görev Mustafa Kemal Paşa için Anadolu’da başlatılacak olan Türk Kurtuluş Savaşı’nın ilk hareket noktası olmuştur.

9’uncu Ordu Müfettişi olarak Anadolu’ya giden Mustafa Kemal Paşa’nın karargâhında; 3’üncü Kolordu Komutanı Kurmay Albay Refet (BELE) Bey, Müfettişlik Kurmay Başkanı Kurmay Albay Manastırlı Kâzım (DİRİK) Bey, Müfettişlik Sağlık Daire Başkanı Tabip Albay İbrahim Tali (ÖNGÖREN) Bey, Kurmay Başkanı Yardımcısı Kurmay Yarbay Mehmet Arif (AYICI) Bey, Karargâh Kurmayı ve İstihbarat ve Siyasi Şube Müdürü Hüsrev (GEREDE) Bey, Müfettişlik Topçu Kumandanı Topçu Binbaşı Kemal (DOĞAN) Bey gibi Millî Mücadele’ye gönül veren 55 kişi yer almıştır. Bandırma vapuru 16 Mayıs 1919 akşamı İstanbul’dan Samsun’a doğru yola çıkmıştır.

Bandırma Vapuru

Bandırma vapurunun süvarisi İsmail Hakkı (DURUSU) kaptandı. Mustafa Kemal Paşa üç günlük sıkıntılı fakat son derece umutlu bir yolculuktan sonra 19 Mayıs 1919 sabahı saat 08.00’de Samsun’a ulaşmıştır.

Mustafa Kemal Paşa, karargâhını Mıntıka Palas Oteli’nde kurmuştur. 25 Mayısta Havza’ya gelmiş, 12 Hazirana kadar burada daha sonra Millî Mücadele tarihinin bağımsızlık beyannamesini hazırladığı Amasya’da çalışmalarını sürdürmüştür. Artık gittiği her yerde bir önder olarak görülüyor, milletin sevgi ve güvenini kazanıyordu. Mustafa Kemal Paşa Samsun’a geldiği 19 Mayıs 1919 tarihinden Erzurum’a hareket ettiği 28 Haziran 1919 sabahına kadar geçmiş olan kırk gün zarfında, bir taraftan komuta makamlarıyla temasa geçmek suretiyle savunma için fikir ve karar birliğine varmaya, diğer taraftan da halkın moralini ve güvenini kuvvetlendirmeye çalışmıştır. Yakın arkadaşları ile Erzurum’da bir kongre yapılmasına ve bu kongreye Anadolu’nun her tarafından üyeler çağrılmasına karar vermiş ve Erzurum Kongresi toplanmıştır. İkinci kongre Sivas’ta yapılmıştır. Mustafa Kemal Paşa, Sivas Kongresi’nde alınan kararları vakit geçirmeden bütün dünyaya yaymıştır. Artık Türklerin Kurtuluş Savaşı başlamıştır.

Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıktıktan sonra, tüm yolları kullanarak ulusal sorunlar hakkında halkın bilinçlenmesini sağlamış, Kuvayı milliyeyi organize ederek Millî Mücadele’yi başlatmıştır.

http://www.tsk.tr/8_tarihten_kesitler/8_4_turk_tarihinde_onemli_gunler/milli_mucadele/milli_mucadele.htm

Doç. Dr. Fevzi DEMİR*

Bu yazıda 62 yıl önce yitirdiğimiz, kendi deyimiyle nâçiz vücudunun toprak olduğu, fakat fikirlerini ve eserlerini yaşatmaya çalıştığımız Atatürk’ü Atatürk’le yaşayanların ağzından anlatılmak istenmiştir. Tabii ki Atatürk’ü birkaç satırla anlatmanın olanaksızlığı ortadır. Bu nedenle burada sadece onu Atatürk yapan kişiliğinin bazı özelliklerine ilişkin anılar sunulmuştur. Herkesçe bilindiği gibi Atatürk deyince aklımıza onun önderlik nitelikleri, yapıcı ve kurucu kişiliği aklımıza geliyor. Önce onun gerek doğal yetenekler ve gerekse kendini bilinçli olarak geleceğe hazırladığı sıralarda kazandığı özellikler açısından bir insanın sahip olabileceği en üstün ve en seçkin niteliklere sahip olduğunu belirtmeliyiz. O doğuştan kazandığı yetenekleri sonradan edindikleriyle birleştirmiş ve genç Mustafa’dan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ulaşan başarı çizgisini ortaya çıkarmıştır.

Nedir bu özellikler? Daha çocukluk veya ilk gençlik yıllarında kendisine olgun anlamına gelen Kemal adının eklenmesini hatırlayınız. Askeri Rüştiye’de en zor cebir problemlerini çözmesi bu sonucu yaratmıştır.

Mustafa Kemal’in çocukluk arkadaşı ve Ankara eski belediye başkanlarından Asaf İlbay onun kişiliğinin bir yönünü şöyle anlatıyor:

Evimizin bahçesi büyüktü. Sık sık mahalle arkadaşları toplanır ve o zamanlar Selanik’te pek moda olan Mançık oyununu oynardık. Bu bir nevi birdirbir oyunuydu. Bir kişi eğiliyor ve diğerleri sıra ile üzerinden atlıyordu. (Atatürk) oyuna iştirak etmezdi, ama seyrine de bayılırdı. Hele içimizde düşenler filan olursa keyfine payan olmazdı. Bir gün kararlaştırdık. Yaka paça oyuna iştirak ettirdik. Sıra ile hepimizin üzerinden atladı ve sıra kendisine gelince, eğilmeden dimdik durdu ve “Haydi atlayın!” dedi. Biz başını yere doğru eğmesi için ısrar ettikçe O “Ben eğilmem!… Böyle atlarsanız atlayın!” diyordu. O’nu eğilmeye razı edemediğimizi gayet iyi hatırlıyorum. Ömrünün sonuna kadar da eğilmedi.”[i]

Bir oyunda bile eğilmeyen ve “Hürriyet ve istiklâl benim karakterimdir” diyen Mustafa Kemal bu eğilmezliğin Türk milletinin ruhunda da var olduğunu bir çok kez vurgulamıştır.

Atatürk’ün uzun süre hizmetinde bulunmuş olan Cemal Granda anlatıyor: Olay İngiltere kralı VIII. Edward’ın ülkemize gelişi sırasında Dolmabahçe Sarayı’nda verilen bir şölende geçmektedir:

Yemek sırasında hoş mu, yoksa nahoş mu demek gerek, kestiremeyeceğim bir olay geçti. Garsonlardan biri, fazla heyecanlandığı için mi nedir, elindeki porselen tabakla yere yuvarlandı. Sofradakiler utanç içinde önlerine baktıkları anda Atatürk sanki hiçbir olmamış gibi Kral’a doğru eğilerek ‘Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim’ diyerek hem meseleyi kapattı, hem de ortalığı neşeye boğdu. Garsona da ‘vazifene devam et’ emrini verdi”.[ii]

devamını okuyun »